Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘tecavüz’


Amin Maloouf’u özledim dedim, Alper Canıgüz yeni rotam dedim, size söylemeyip de içimde tuttuğum o kadar çok şey var kiii ve bendeniz tüm bunların hepsini bırakıp gidip Jodi Picoult’u seçtim kitaplıktan! Bazen kendime ben bile hayret ediyorum! Az biraz kızgın gibi görünüyorsam üstünüze alınmayın lütfen, tüm sinirim kendime çünkü ruhumun en kırılgan olduğu zamanlardan birinde kendimi daha çok yaralamak istermişim gibi gidip dramların kraliçesini seçmişim.

Bilmeyenler ve hor görenler için küçük bir özet geçeyim, Jodi Picoult Kız Kardeşim İçin ve Cam Çocuk gibi insanı damardan yazdıklarına bağlayan kitapların yazarı. Başarılı mı derseniz, açıkçası ilk okuduğum kitabı Kız Kardeşim İçin’di ve oradaki hukuki ve tıbbi ayrıntılar beni çok etkilemişti, hele benim gibi kız kardeşlik kurumundan dolayı zaman zaman ağzı yanmış biriyseniz kitap daha da sizi bir sarıyor. Cam Çocuk ise yine başka bir damardan kitap. Yine hukuki ve tıbbi ayrıntılar ve olayların tam düzelecekken bir anda her şeyin sarpasarmasıyla insanın kendni nasıl bir cendere içinde sıkıştırabileceğini gösteren bir kitap. Kısacası Picoult her kitabında insanı sürekli vicdanıyla başbaşa bırakan bir yazar, her adımda ben olsaydım demekten ve sonuçlarını düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Edebi olarak belki ağzınızın suyun aktıracak seviyede değil, belki kendisinin popüler olduğundan dolayı köşeye fırlatmış olabilirsiniz ama okumadan da geçmeyin derim ben.

Peki YapBoz ne anlatıyor, benim can damarımı, en çok yakan şeylerden birini anlatıyor. Bir çocuğun tacizini, tecavüz edilişini ve ailenin bundan sonraki yaşadıklarını. Gerçek bir olay değil elbet, ama bir çok ayrıntı var ki, sizi gerçekliğine hapsediyor. Öyle bir kitap okurken ağlayacaklardan biri değilim elbette ama ne yalan söyleyeyim, Cam Çocuk’u okurken kendimi tutamayıp ağlamıştım. Zaten bu okuduğum üç kitabı içerisinde bence en iyi kitabı da oydu. Kitap fuarında çevirmeniyle konuşurken o da benimle aynı düşüncedeydi.

Tekrar YapBoz’a gelmek gerekirse, gerçekten kafanızda her adımda bir yapbozu tamamladığınızı düşünüyorsunuz, ama bir adım sonrasını gördüğünüzde sadece yerleştirdiğinizi sadece küçük bir parça olduğunu unutuyorsunuz.  Bugünlerde Kayseri’de 3 çocuk haberinden sonra bu konuda yazmak daha da zor oldu. O yüzden daha fazla detay veremeyeceğim. Ama ne zaman okunması gerekir derseniz, bence en uygun zaman bu zamandır.

Bu kitabı okurken en kötü şey ise, empati kurmak. Yargı sisteminin hiç bir şey yapamayacağını bildiğiniz bir durumda, cezayı kendiniz kesebilir miydiniz?

İdam mı, hadım edilmek mi tartışmalarının yer aldığı şu sıralarda yargı sistemini hele ülkemizdeki hukuk ve yargı sistemini sorgulamak için ideal.

Peki siz, hangisini isterdiniz? İdam geri mi gelmeli, yoksa hadım mı edilmeli? Şu detayı da unutmamak gerekiyor, bir tecavüzcü için en uygun ceza kulağa hadım edilmek gibi gelse de onun öfkesini bastırmak isteyen cani, can yakmak için başka şeyler bulacakmış gibi geliyor.  Çok derin ve çok acıtan mevzular..

Reklamlar

Read Full Post »


Cerrah, son zamanlarda okuduğum en kaliteli gerilim romanlarından biri. Kalite derken, yıllardan beri gerilim romanları hakkında söylenen yoruma ithafen söylemiştim; gerilim romanları edebi değildir… Aslında yanlış da değil çünkü gerilim romanı kaldırmaz ağır edebi tasvierleri, gerilim romanı hareket gerektirir, sahne sahne hız gerektirir, dilde kıvraklı gereklidir. Cerrah ise belki entellektüellerin edebiyat iştahını kapatamayacaktır, şahsen ben bu yönde bir eksiklik göremiyorum.

Tess Gerritsen ise kendime örnek aldığım bir yazar, dahiliye doktoruyken kariyerini yazabilmek için yarıda bırakıyor ve sadece kitaplarına odaklanıyor. Örnek aldığım yöne bıu değildi elbet, gerilim romanlarının dünyasında kadın sesi yükselmiyor gibiydi. Tess Gerritsen’in sesi ise gümbür gümbür…

Cerrah da Tess Gerritsen bu sefer,  gerilime önemli bir konuyu dahil etmiş.Tecavüz, taciz edilen kadınları…

Bir sahne var ; bir ajanda , tecaüzden önce planlar, notlar, toplantılar, arkadaşlarla yemekler… Tecavüzle beraber bıçak gibi kesilmiş hepsi.  Ajandayı inceleyen karakter nedeninin bu programların bir anda bıçak gibi kesilmesinin nedenini sonradan öğreniyor tabii…

Bir kadın bakım destek evi, tecavüzden sonra kadınlara destek ünitesi, her türlü ihtiyaçlarını gidermelerine yardımcı oluyor, çünkü kadınlar kimseyi görmek istemiyor, kimseyle bu konuyu konuşmak istemiyor. O saatten sonra hayatı bitmiş oluyor, eski hayatına dönebilenler oluyor mu… Belki.

Bakımevinin yöneticisi, savunma durumunda sürekli, hatta biraz da saldırgan, çünkü korunması gerekenler var, onlar artık kurban ve bundan sonra onun hep izini taşıyacaklar. Bir yıl, üç yıl, süre önemli değil, süre işe yaramıyor. Zaman belki de her şeyi unutturmuyor.

Taciz edilen, tecavüz edilenleri çoğu kendini suçluyor, hani kadın kuyruk sallamışsa olayı var ya… Kurban bile kendini suçluyor, ben kuyruk sallamışımdır diyor. Hep ben böyle yaptım, keşke yapmasaydım diyor… Hatta yok saymaya çalışıyor. Kabullenmiyor, gerçek olduğuna inanmıyor, kimseyle paylaşmıyor, çünkü paylaştığı her kişiyle, onun gözleriyle kurbanı takip edecek bir leke bu…

Çok sevgili ülkemde ise 12 yaşında bir çok kişi tarafından tecavüz edilen kızlar var… Saklanıyorlar, kendilerinin kurban olduğunu unutup, suçlu gibi gizliyorlar herkesden ve her şeyden… kendileriyle bile yüzleşemiyorlar… Çünkü ortaya çıkanların sonucu belli; suçlular hafifletici sebeplerle ufak cezalarla kurtuluyorlar, ceza almıyorlar. 12 yaşındaki bir çocuğa tecavüzün hafifletici sebebi ne olabilir ki? Kuyruk mu sallamışdır dersiniz, ya da belki de istemiştir di mi? İşte bu da benim ülkemin gerçeği, hafifletici sebeplerle kızlarımızın hayatlarını yok ediyoruz,  lekenin peşlerini takip etmesi yetmiyormuş gibi bir de artık kimseye güvenemeyecek duruma getiriyoruz bunları… Sonra bir de aydınlık gelecek bekliyoruz di mi? Ben iyimser düşünmeye çalıştığımda bile bekleyemiyorum.

Değişmesini diliyorum, hemen değişmesini; ne tacizin ne tecavüzün bu kadar basit geçiştirilmemesini, cezasız kalmamasını diliyorum. Birilerinin bir şeyler yapıp, bunları değiştirmesini, ya da birinin çıkıp ortaya “Hey, burada bir yanlışlık var demesini” bekliyorum. Beklediğim de Supermen değil ki…

Read Full Post »


Artemisia Gentileschi İtalyan ressam, erken barok döneminin önemli ressamlarından biri ve ilk kadın ressam ancak bugün hala konuşulmasının tek nedeni sadece resimleri değil, yaşadıkları ve yaşadıklarına bir tepki olarak yaptığı resimler, insanı ters köşeye yatıran cinsten… Aslında yaşadıkları bir kadın olmasının sonucudur, acı da olsa Artemisia birçok kadın gibi bunu çaresizlikle kabullenmez.

8 Temmuz 1593 tarihinde Roma’da dünyaya gelir, ressam bir babanın, Orazia Gentileschi’nin ilk evladı, tek kızıdır. Ressam baba Orazia, Artemisia’yı  ve erkek kardeşlerini atölyesinde eğitme isteği içerisindedir. Artemisia erkek kardeşlerine göre çok daha yeteneklidir. Erken yaşlarda eğitimini babasının yanında alır. Bu süre boyunca genç Artemisia renklerin nasıl karşılaştırıldığını, nasıl resim yapılacağını öğrenir. Artemisia’nın eğitim aldığı dönemlerde Orazia Gentileschi, Caravaggio’nun realistik çizgilerinden etkilenir, ilham alır ve Artemisia’nın tarzı da bundan etkilenir. Ancak Artemisia’nınkiler babasınınkilerden oldukça farklıdır, gerçekçiliği ile ciddi bir şekilde babasının çalışmalarından sıyrılır.

Annesi o 12 yaşındayken ölen Artemisia daha çok babasına sığınır ama babası Artemisia üzerinde baskı kurar, ona sanat kariyerinde çıraklıktan başka bir pay biçmez. Artemisia’ya okuma yazma bile öğretmez.

Artemisia aslında diğerlerinden, adını bilmediklerimizden biraz daha şanslıydı, kadınların sanat çevrelerince kabullenilmediği, dışlandığı bir dönemde yeteneklerini sergilemeye çalışmasına rağmen en azından babası ressam olan bir kızdı ve çıraklık dönemini babasının yanından geçirdi. Belki babası olmasaydı hiçbir zaman yeteneğini kullanacak bir alan bulamayacaktı ve de belki de hiçbir zaman ressam olamayacaktı, ama farklı bir bakış açısıyla bakarsak eğer birini suçlamak istersek belki de yaşadıklarından babasının da sorumlu olduğunu sonucuna çıkabiliriz.

Artemisia Gentileschi ilk çalışmasını 17 yaşındayken, babasının yardımlarıyla yapmış olsa da ilk eserini 1610 yılında Susanna and the Elders’ı tamamlar. Bu eser Artemisia’nın realistik çizgilerden etkilendiğini gözler önüne serer. İki adamın bir kadını seks emelleri konusundaki bezdirmelerini anlatan bu eser yapılan birkaç Susanna eserinden biridir. Bu eser sanki, Artemisia’nın seksüel olarak rahatsız edildiğini gösterir gibidir ve sanki bir tepkidir. Rivayete göre banyo yaparken iki erkeğin tacizine uğrayan Susanna’yı taciz edenleri kendi hayatında baskı unsuru olan iki erkeği model alarak yapar; babası Orazia ve Tasssi’yi…

Artemisia tıpkı etkilendiği Caravaggio gibi Işık ve gölge karşıtlığı tekniğini kullanır ancak daha parlak renkler kullanarak bu tekniği geliştirir.

İlerleyen zamanlarda Artemisia’nın başvurduğu sanat akademileri tarafından reddedilmesinin üzerinde eğitimine yine babasının yanında devam eder.  Akademiler tarafından kabul edilmesinin nedeni ise basittir; bir kadın olması. Buna rağmen pes etmez Artemisia, çalışmalarına devam eder.  Artemisia Michelangelo Merisi da Caravaggio,’nun çalışmalarından etkilenmiştir ve bu kendi çalışmalarına da yansır.

Eğitimi için babası aynı zamanda kendi öğrencisi de olan Agastino Tassi’den yardım ister. Tassi Artemisia’ya perspektif öğretecektir. Lakin Tassi Artemisia’ya öğretmenlik yapmak yerine başka bir şey yapar; Artemisia’ya tecavüz eder. Artemisia 18 yaşındadır, gençtir. Artemisa kendini kurtarmak için savaşır, çabalar ancak yapabildiği sadece Tassi’nin kollarından kurtulduktan sonra tecavüzcüsünün göğsüne bir bıçakla ufak bir çizik atabilmektir, Tassi kendine zarar verilmesini engeller. Tecavüz edilmesi yetmiyormuş gibi Artemisia’yı  evlenme vaadiyle kandırır ve de cinsel isteklerini Artemisia’nın üstünde uygulamaya devam eder ve maalesef genç Artemisia’yı kullanır. Böylece olayın bir süre gizli kalmasını da sağlamış olur.

Baba Orazia Gentileschi bunu öğrendiğinde Tassi tecavüz suçundan tutuklanır ve bu süre boyunca Artemisia’nın yaşadıkları artık duyulmuş olur ve hatta kamu tarafından da meşhur bir tecavüz davası haline gelir. Tassi tutuklanır ancak hâkim taraflı davranır, kamu oyunda bu davanın bu kadar ses getirmesine rağmen hâkim bir türlü Artemisia’nın dürüstlüğüne inanamaz, onu yalancılıkla suçlar. Yedi ay kadar süren dava boyunca Artemisia masum olmasına rağmen sürekli aşağılanır hatta bekâret kontrolünden dahi geçirilir, çükü Tassi Artemisia’nın yalancı şahitler kullanarak kendini masum göstermeye çalışır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Artemisia’nın mağduriyeti, Tasssi’nin tecavüz suçu bir türlü ispatlanamaz. Artemisia bunun üzerine bu durumu kabullenemez ve doğruluğunu ispat etmek uğruna kendine işkence edilmesini teklif eder ve evet, bu kabul edilir. Artemisia’ya işkence edilmesine rağmen Tassi’nin  cezası çok azdır ve o da uygulanmaz, sonuçta Tassi serbest bırakılır. Mahkeme kayıtları günümüze kadar ulaşmıştır. Artemisia ağır bir travma yaşar, yaşadığı travmanın etkileri resimlerinde açıkça görülebilir, çizdiği kadın figürler hep güçlü ve sert kadınlardır, renklerine dahi yansır hissettikleri, yaşadıkları. Tassi serbesttir, tek iz Artemisia’nın göğsüne attığı ufak bir çiziktir.

Artemisia bu olay üzerinden bir ay sonra yakın bir aile dostlarıyla evlenir , damadın adı; Peter Antonio Stiattesi’dir . Artemisia eşiyle beraber Floransa’ya yerleşir. Bu bir yandan da babasının baskılarından kurtulmak için bir fırsattır.

Tassi’nin salıverilmesinden sonra  Cravaggio’nun da resmettiği Judith Beheading Holofornes’i yapar. Bu Tablo esinlenmiş olduğu Caravaggio’nun Judithleri kadar güzel değildir belki ama Artemisia başına gelenin intikamını bu resimle alır!

Judith ile Holofornes’un hikayesi de ilginçtir; hikayeye göre Holofernes Asurlu bir komutandır, savaşmaktan başka bir şey bilmeyen bir başkomutan. İsrail üstüne seferler düzenler ve neredeyse tüm İsrail’i ele geçirir ancak Judith’in olduğu bölgeye gelen kadar. Judith güzel bir duldur ve Holoforne ondan etkilenir. Judith kavmini kurtarmak için Holoforne’u iyice sarhoş olana kadar içki içirir ve onun sarhoşluğundan yararlanarak hizmetçisinin de yardımıyla Holofornes’un kafasını keser. Bu olaydan sonra da Asur ordusu İsrail topraklarını terk eder. İşte bu tabloda  Judith kendisine inanılmaz derecede benzerken,  Holofornes ise Agastino Tassi’nin ta kendisidir. Böylece sadece göğsünde bir bıçak iziyle bu olaydan kurtulan Tassi için bir utanç tablosu haline gelmiş olur, bu tablo ile tarihe bir çizik atmış olur. Her görene Tassi’nin suçlu olduğunu anlatan ve hatırlatan bir tablo çıkar ortaya.  Bu tablo bir çok ressam tarafından resmedilir ama belki de hiçbiri Gentileschi ismini taşıyan kadar insanın canını acıtmaz, hiç biri Artemisia’nın çizdiği kadar karanlık değildir.

Artemisia  kariyerine Floransa’da devam eder, burada  hem babasının hakimiyetinden hem de onun kendisi için olan planlarından sıyrılmıştır. Dük Cosimo Medici’nin iltimasını ve desteğini alır. Artemisia bu dönem bir çok çalışmaya imza atar. Şehrin soylu ailelerinden bir çok sipariş alır.

1613- 1614 yılında da Judith Beheading Holofernes’in devam niteliğinde olan Judith and her Maidservant’ı yapar. Yine bu eserde Judith’in elinde kılıcı vardır ve hizmetçisinin elinde de Tassi olarak resmedilen Holoforne’un kafası!

Artemisia burada yeni teknikler öğrenerek tarzını geliştirir, hatta okuma yazma öğrenir. Floransa’da yaşadığı süre sanat hayatı açısından oldukça verimli olur. Hatta burada Accademia Del Disegno’ya ilk kadın ressam üye olarak kabul edilir.

Artık meslek hayatında parlak başarılara imza atar, ancak evlilik hayatı pek o kadar başarılı değildir, eşi Artemisia kadar başarılı değildir ve Artemisia’nın eserlerinin pazarlamasını yapar. Kazandığı parayı ise lüks ve kumar düşkünlüğü yüzünden sorumsuzca harcar. En sonunda ise Peter Antonio kanunsuz bir işe karışarak ortadan kaybolur. Artemisia artık tek başınadır ve de kayıtlarda artık aile reisi olarak geçer. Durumunun belirsizliği yüzünden bir daha da evlenemez.

1620 yılında Floransa’dan ayrılan Artemisia zaman zaman babasıyla da çalışmalar yapar,  1630 yılına kadar Cenova, Roma ve Venedeki’te yaşamına ve sanatına devam eder. 1630 yılında Nepal’ e Londra’ya yerleşerek I. Charles’ın hizmetinde çalışır. Portre ressamı olarak babasından da ünlü olur. Ancak 1941 yılında hayatının sonuna kadar yaşayacağı Napoli’ye yerleşir.

Artemisia’nın aslında ölüm tarihi hakkında farklı bilgiler mevcut ancak 1652 yılında olduğu tahmin ediliyor, mezarının yeri de bilinmiyor. Hayatın boyunca kendisini ispat etmeye çalışan ressam bunun için erkeklerden çok daha fazla çalışmak zorunda kaldı ama sonunda başardı birçok erkek ressamdan çok daha başarılı oldu ve adını tarihe ilk feminist kadın ressam olarak yazdırdı. Yaşadığı travmanın etkisini resimlerine yansıttı.

Artemisia’nın bilinen 34 adet tablosu var, ancak bu tablolara feminist sanat tarihçilerinin çabasıyla ulaşılmış. Çünkü Artemisia Gentileschi belki de yine bir kadın olmasının yüzünden sanat tarihilerince hep görmezden gelmiş ve yıllarca çalışmaları babasına mal edilmiş. Kadın olmak zor zanaat.

Kaynaklar;

 

http://www.arthistoryarchive.com/arthistory/baroque/Artemisia-Gentileschi.html

http://www.webwinds.com/artemisia/bio.htm

http://encyclopedia.stateuniversity.com/pages/1882/Artemisia-Gentileschi.html

http://womenshistory.about.com/od/artemesia/Artemisia_Gentileschi.htm

http://www.metmuseum.org/toah/ho/09/eusts/ho_69.281.htm

http://www.ic.arizona.edu/ic/mcbride/ws200/gentil.htm

http://en.wikipedia.org/wiki/Judith_Beheading_Holofernes

http://www.answers.com/topic/artemisia-gentileschi

http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=250:caravaggioya-kar-gentileschi&catid=89:resim&Itemid=81

http://www.tabut.net/index.php?showtopic=32866

Read Full Post »