Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘stefan zweig’


Stefan Zweig‘in Clarissa‘sı altını üstünü renkli kalemlerle çizdiğim bir kitap oldu, detaylarını başka yazıda anlatırım. Ama bu kitaptan sonra Adalet Ağaoğlu‘nun Fikrimin İnce Gülü’ne hemen başlamak istedim. Bir kaç sayfasını okumuş olsam da bir ara vermek istedim. Kısa bir nefes alma gibi olmalı diye düşündüm. Artık kitaplarımın tümünü göremediğim kitaplığımın önüne geçince bir kaç git gelden sonra gözüm Simon Beckett‘in Ölümün Kimyası’na takıldı.

 

Bilenler bilir Tess Gerritsen bence gerilim romanının duayenlerinden biridir,hele o tıbbi detaylar. Kendisi benim için özel bir yazardır, hele tıp kariyerini yazarlık için bırakması ona dair ayrı bir detaydır. Beni gerilim yazmaya daha çok heveslendirmesinin yanı sıra, tıbbi alt yapısından dolayı anlatılan detayların kurgu olmaması insanın ağzını sulandırır. Konumuz Tess Gerritsen değil dediğinizi duyar gibi oldum. İşin özü şu ki, kitabın kapağında “Bu yıl okuduğum en iyi gerilim romanı” yazıyordu ve bunu söyleyen Tess Gerritsen’di. Biliyorum, bu tavsiye yazıları her zaman gerçeği yansıtmıyor, çoğu nezaketen yazılmış oluyor. Ama bu sefer ki gerçek çıktı!

Simon Beckett, biz gerilim romanı severler için 3 kitaplık bir seri yazmış ve bu daha ilk kitaptı. Ölümün Kimyası ne yapacağını şaşırmış bir adamın, geçmişinden biraz da kendinden kaçmak için Manham adlı, şehirden uzak bir kasabaya pratisyen hekim olarak yerleşmesiyle başlar. Orada yaşadığı 3 sene sonunda kendini oralı sayan kahramanımız, Dr. David Hunter bunun doğru kasabada ardı ardına işlenen cinayetlerle keşfeder. Doktorumuzun kimsenin bilmediği bir sırrı vardır, o da aslında uzman, aranılan bir antropolog olmasıdır.

Heyecanını kaçırmamak için kendimi tutup; devamını anlatmıyorum, ama katili hep tahmin ederim diyenlerdenseniz, bu sefer biraz yanılacağınızı tahmin ediyorum. En azından ben yanıldım!

Serinin ilk kitabı İthaki Yayınları’ndan Kasım 2010’da yayınlandı. Devam kitapları da yakın yayınlanacağa benziyor.

Bu hafta sonu o yorgunluğum arasında, hafta sonunun yarısını uyuyarak geçirmeme rağmen iki günde kitabı bitirmiş olduğumu söylersem, ne kadar sürükleyici olduğunu da tahin etmiş olursunuz.

Ben o bahsettiğim arayı vermiş oldum, bir nefes aldım. Darısı diğer kronik yorgunların başına.

 

Read Full Post »


Geçen seneden bir karar aldım, okul misali kendimi eğitiyorum: okuyorum, yazıyorum. Bir sürü kitap, bir sürü yazar. Hepsinden öğreneceğim çok şey var, kötüsünden de iyisisinden de. Bazen bir defter buluyorum, yazdıklarıma bakıyorum, tepkim aa ne kadar kötüymüş oluyor, ama bazen de bir yazıma bakıyorum güzelmiş; kalemim bayağı gelişmiş diyorum. O yazıları bugünkü yazılarımla karşılaştırır, tutunacağım ufak bir güzellik görürsem mutlu olurum, ama oldu ki kötüyse moralim bozulur ilk anda. Daha sonra ise daha sıkı sarılmaya başlarım çalışmaya. Daha çok okurum, daha çok yazarım. Bu döngüde eksik olan bir şey varsa o da gerçek eleştiridir. Bu başka bir yazının konusu.

Ne diyordum, çalışmalarımı da boş bir hırsa dayandırmadım; kararlı, istikrarlı bir şekilde devam ediyorum, edeceğim de.

Kendime kendi çapımda hedefler koydum; haftada bir kitap ve bir yazı, günlük dahi olsa bir yazı yazmak…AFE kitap kulübü de var, blogda okumuş olabilirsiniz. Gerilim romanı meraklısı olan ben, başka türlü okuyacaklarımı toparlayamazdım:)  AFE kitap kulübü sayesinde bir sürü yeni yazarla tanıştım, üstelik her yazarın en az üç kitabını okumuş oluyorum.

 Yılsonu yaklaşıyor, yazdıklarım istediğim kapasiteye, hedeflerime ulaşamamış da olsa okuduklarımdan biraz biraz memnumum. Henüz okumadığım yazarlar listem var, oraya koyduğum tikler ya da okuduklarım hakkında yazdığım küçük notlar, yazılar beni mutlu ediyor. Ben de yılsonunun yaklaşması vesileyle kendime göre bir kontrol yaptım, bu sene içinde şubattan itibaren  ellibeş kitap okumuşum. Bence oldukça iyi bir rakam… Rakamın yanı sıra okuduğum yazarlara da bakıyorum, hiç de yenilir yutulur yazarlar değil.

Kasım ayını tek başına değerlendirirsem , sadece bu ay 9 kitap bitirmişim. (Evet, övünüyorum) Ama kötü olan bir şey var o da benim açgözlülüğüm. Aynı anda bir sürü kitabı okumak istiyorum. Şimdi de elimde Onur Caymaz’ın Gece Güzelliği, Stephan Zweig’in Satranç‘ı ve Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü var.  Hepsini okumak istiyorum, hepsini… İşte bu, bazen insanı yoruyor, dün bir arkadaım kitapları okurken sıyırma dedi, ee haksız da sayılmaz aslında:)

Kendime kocaman bir dünya yaptım kitaplardan ve daha çok yolum var, biliyorum o yüzden çalışmaya devam, ama açgözlülük kötü birşey. Bu bir gerçek.

Read Full Post »


Bahsettiğim kişi Stefan Zweig.

Uzun süredir yoğun okumalarım sayesinde artık bir gurme bilinciyle ilerliyorum her yeni günde menüyü yenilediğim kitapların arasında. Popüler kitaplardan ve yazarlardan uzak durmaya çalışarak, edebiyat diye dolanıyorum. Ve sonunda az biraz da olsa iyi koku alan bir burnum oldu ve de damak zevkim gelişti. Fast food eskisi gibi zevk vermiyor, artık şöyle güzel yemekler yemenin vaktidir.

Bu yemeklerden biri de Stefan Zweig’in AFE Kitap Kulübü dolayısıyla ilk okuduğum kitabı, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü’ydü. İtiraf etmek gerekirse, Stefan Zweig’in beni hayal kırıklığına uğratacağını düşünmüştüm. Ne kadar da yanılmışım! Bu bir fast food değildi, ağır ağır yenmesi, uzun uzun çiğnenmesi  gereken hatta zaman zaman tadını daha iyi alabilmek için elden geldiğince sürenin uzaltılması gereken bir yemekti…Öyle ki aşçıyı sofranıza davet etmek istiyordunuz.

Ben de işte öylesine ağır ağır okumaya çalıştım bu ilk kitabı. Ama olmadı bitti. Kısacıktı.

Elime kalem alıp altını çizeyim dedim. Neresini çizecektim, tüm kitabı mı?

Betimlemeleri not alsam dedim, bir paragraf, sonra bir sonraki paragraf ve daha sonraki…hepsini not alamazdım…

Ne oldu, tekrar okunacaklar listesine girdi kitap. Stefan Zweig ise vazgeçmeden sürekli okunacak yazarlar listesine. O bilmiyor, ama kendisi benim yol göstericim oldu. Bir şelalenin dere yatağına kavuşması gibi hızlı ve olağanüstü betimlemeler nasıl yazılacak öğretecek bana. Bekleyin… Diğerlerini de okuyacağım.

Read Full Post »


Yeni yazarımız Stefan Zweig…

Bazı  yazarları çok geç okuduğumu, geç keşfettiğimi farz edip hayıflanıyorum. Stefan Zweig de bunlardan biri işte. Hakkında çok iyi şeyler okudum ve duydum, bakalım AFE kitap kulübünde beğenilecek mi?

Bazı kitapların sevilmesi ya da sevilmemesi bence biraz da kitabın okudunduğu zaman içerisindeki psikoljiyle de alakalı. Bazen kiap çok güzel olsa da olmuyor, uymuyor, sevemiyorsunuz.  Benim ise AFE kiap kulübündde şöyle bir sıkıntım var, aynı yazarın üç kitabını üst üste okuduğumda ister istemez son kitapta, kitap çok güzel olsa dahi sıkılmış oluyorum. Bu yüzden her kitabın arasına başka bir kitap hatta mümkün oldukça günümüz yazarlarından bir eser okumaya çalışıyorum, bazen bu yüzden de geç kalıyorum.

Okuyacağımız kitaplar;

*Satranç

*Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü

*Clarissa

İlk buluşmamızda kitapları paylaşıp okumaya başlıyoruz, tabii ben o zamana kadar Katre-i Matem’i ve Dublorün Dilemması’nı bitirmeye çalışacağım.

Read Full Post »