Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘sanatçı’


Duymuşsunuzdur, hatta belki de benim gibi onu yap, oraya git ya da gideme gibi dertleriniz olmadığı için gitmişsinizdir de; Frida Kahlo ve Diego Rivera’nın daha önce yayınlanmamış toplam 40 eseri, 23 Aralık’tan beri Pera Müzesinde sergileniyor.

Frida, “Hayatta başıma iki korkunç kaza geldi, ilkinde bana bir otobüs çarptı, diğerinde Diego” diyen güçlü kadın, çektiği tüm acılara rağmen hastanedeki yatağında bile elinden fırçasını bırakmayan kadın, tabiri caizse boya yerine acılarını kullanan ressam. Sanat mı acıyı doğuruyor, acı mı sanatı? En güzel yazılarını yaşadıkları zor zamanların ardından yazdığına inanan yazarlar, onun tablolarına baktığında ne hissediyorlar?

Hasta yatağımda yatarken aklıma getirip de güç bulduğum ressam, senin neler çekmiş olduğunu düşünüp de kendi yaralarımdan sıyrılmaya çalışmışken onca süre, senin eserlerini bir “Fil”e olan aşkını görmemek olur mu? 20 Mart’a kadar…

Reklamlar

Read Full Post »


Artemisia Gentileschi İtalyan ressam, erken barok döneminin önemli ressamlarından biri ve ilk kadın ressam ancak bugün hala konuşulmasının tek nedeni sadece resimleri değil, yaşadıkları ve yaşadıklarına bir tepki olarak yaptığı resimler, insanı ters köşeye yatıran cinsten… Aslında yaşadıkları bir kadın olmasının sonucudur, acı da olsa Artemisia birçok kadın gibi bunu çaresizlikle kabullenmez.

8 Temmuz 1593 tarihinde Roma’da dünyaya gelir, ressam bir babanın, Orazia Gentileschi’nin ilk evladı, tek kızıdır. Ressam baba Orazia, Artemisia’yı  ve erkek kardeşlerini atölyesinde eğitme isteği içerisindedir. Artemisia erkek kardeşlerine göre çok daha yeteneklidir. Erken yaşlarda eğitimini babasının yanında alır. Bu süre boyunca genç Artemisia renklerin nasıl karşılaştırıldığını, nasıl resim yapılacağını öğrenir. Artemisia’nın eğitim aldığı dönemlerde Orazia Gentileschi, Caravaggio’nun realistik çizgilerinden etkilenir, ilham alır ve Artemisia’nın tarzı da bundan etkilenir. Ancak Artemisia’nınkiler babasınınkilerden oldukça farklıdır, gerçekçiliği ile ciddi bir şekilde babasının çalışmalarından sıyrılır.

Annesi o 12 yaşındayken ölen Artemisia daha çok babasına sığınır ama babası Artemisia üzerinde baskı kurar, ona sanat kariyerinde çıraklıktan başka bir pay biçmez. Artemisia’ya okuma yazma bile öğretmez.

Artemisia aslında diğerlerinden, adını bilmediklerimizden biraz daha şanslıydı, kadınların sanat çevrelerince kabullenilmediği, dışlandığı bir dönemde yeteneklerini sergilemeye çalışmasına rağmen en azından babası ressam olan bir kızdı ve çıraklık dönemini babasının yanından geçirdi. Belki babası olmasaydı hiçbir zaman yeteneğini kullanacak bir alan bulamayacaktı ve de belki de hiçbir zaman ressam olamayacaktı, ama farklı bir bakış açısıyla bakarsak eğer birini suçlamak istersek belki de yaşadıklarından babasının da sorumlu olduğunu sonucuna çıkabiliriz.

Artemisia Gentileschi ilk çalışmasını 17 yaşındayken, babasının yardımlarıyla yapmış olsa da ilk eserini 1610 yılında Susanna and the Elders’ı tamamlar. Bu eser Artemisia’nın realistik çizgilerden etkilendiğini gözler önüne serer. İki adamın bir kadını seks emelleri konusundaki bezdirmelerini anlatan bu eser yapılan birkaç Susanna eserinden biridir. Bu eser sanki, Artemisia’nın seksüel olarak rahatsız edildiğini gösterir gibidir ve sanki bir tepkidir. Rivayete göre banyo yaparken iki erkeğin tacizine uğrayan Susanna’yı taciz edenleri kendi hayatında baskı unsuru olan iki erkeği model alarak yapar; babası Orazia ve Tasssi’yi…

Artemisia tıpkı etkilendiği Caravaggio gibi Işık ve gölge karşıtlığı tekniğini kullanır ancak daha parlak renkler kullanarak bu tekniği geliştirir.

İlerleyen zamanlarda Artemisia’nın başvurduğu sanat akademileri tarafından reddedilmesinin üzerinde eğitimine yine babasının yanında devam eder.  Akademiler tarafından kabul edilmesinin nedeni ise basittir; bir kadın olması. Buna rağmen pes etmez Artemisia, çalışmalarına devam eder.  Artemisia Michelangelo Merisi da Caravaggio,’nun çalışmalarından etkilenmiştir ve bu kendi çalışmalarına da yansır.

Eğitimi için babası aynı zamanda kendi öğrencisi de olan Agastino Tassi’den yardım ister. Tassi Artemisia’ya perspektif öğretecektir. Lakin Tassi Artemisia’ya öğretmenlik yapmak yerine başka bir şey yapar; Artemisia’ya tecavüz eder. Artemisia 18 yaşındadır, gençtir. Artemisa kendini kurtarmak için savaşır, çabalar ancak yapabildiği sadece Tassi’nin kollarından kurtulduktan sonra tecavüzcüsünün göğsüne bir bıçakla ufak bir çizik atabilmektir, Tassi kendine zarar verilmesini engeller. Tecavüz edilmesi yetmiyormuş gibi Artemisia’yı  evlenme vaadiyle kandırır ve de cinsel isteklerini Artemisia’nın üstünde uygulamaya devam eder ve maalesef genç Artemisia’yı kullanır. Böylece olayın bir süre gizli kalmasını da sağlamış olur.

Baba Orazia Gentileschi bunu öğrendiğinde Tassi tecavüz suçundan tutuklanır ve bu süre boyunca Artemisia’nın yaşadıkları artık duyulmuş olur ve hatta kamu tarafından da meşhur bir tecavüz davası haline gelir. Tassi tutuklanır ancak hâkim taraflı davranır, kamu oyunda bu davanın bu kadar ses getirmesine rağmen hâkim bir türlü Artemisia’nın dürüstlüğüne inanamaz, onu yalancılıkla suçlar. Yedi ay kadar süren dava boyunca Artemisia masum olmasına rağmen sürekli aşağılanır hatta bekâret kontrolünden dahi geçirilir, çükü Tassi Artemisia’nın yalancı şahitler kullanarak kendini masum göstermeye çalışır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Artemisia’nın mağduriyeti, Tasssi’nin tecavüz suçu bir türlü ispatlanamaz. Artemisia bunun üzerine bu durumu kabullenemez ve doğruluğunu ispat etmek uğruna kendine işkence edilmesini teklif eder ve evet, bu kabul edilir. Artemisia’ya işkence edilmesine rağmen Tassi’nin  cezası çok azdır ve o da uygulanmaz, sonuçta Tassi serbest bırakılır. Mahkeme kayıtları günümüze kadar ulaşmıştır. Artemisia ağır bir travma yaşar, yaşadığı travmanın etkileri resimlerinde açıkça görülebilir, çizdiği kadın figürler hep güçlü ve sert kadınlardır, renklerine dahi yansır hissettikleri, yaşadıkları. Tassi serbesttir, tek iz Artemisia’nın göğsüne attığı ufak bir çiziktir.

Artemisia bu olay üzerinden bir ay sonra yakın bir aile dostlarıyla evlenir , damadın adı; Peter Antonio Stiattesi’dir . Artemisia eşiyle beraber Floransa’ya yerleşir. Bu bir yandan da babasının baskılarından kurtulmak için bir fırsattır.

Tassi’nin salıverilmesinden sonra  Cravaggio’nun da resmettiği Judith Beheading Holofornes’i yapar. Bu Tablo esinlenmiş olduğu Caravaggio’nun Judithleri kadar güzel değildir belki ama Artemisia başına gelenin intikamını bu resimle alır!

Judith ile Holofornes’un hikayesi de ilginçtir; hikayeye göre Holofernes Asurlu bir komutandır, savaşmaktan başka bir şey bilmeyen bir başkomutan. İsrail üstüne seferler düzenler ve neredeyse tüm İsrail’i ele geçirir ancak Judith’in olduğu bölgeye gelen kadar. Judith güzel bir duldur ve Holoforne ondan etkilenir. Judith kavmini kurtarmak için Holoforne’u iyice sarhoş olana kadar içki içirir ve onun sarhoşluğundan yararlanarak hizmetçisinin de yardımıyla Holofornes’un kafasını keser. Bu olaydan sonra da Asur ordusu İsrail topraklarını terk eder. İşte bu tabloda  Judith kendisine inanılmaz derecede benzerken,  Holofornes ise Agastino Tassi’nin ta kendisidir. Böylece sadece göğsünde bir bıçak iziyle bu olaydan kurtulan Tassi için bir utanç tablosu haline gelmiş olur, bu tablo ile tarihe bir çizik atmış olur. Her görene Tassi’nin suçlu olduğunu anlatan ve hatırlatan bir tablo çıkar ortaya.  Bu tablo bir çok ressam tarafından resmedilir ama belki de hiçbiri Gentileschi ismini taşıyan kadar insanın canını acıtmaz, hiç biri Artemisia’nın çizdiği kadar karanlık değildir.

Artemisia  kariyerine Floransa’da devam eder, burada  hem babasının hakimiyetinden hem de onun kendisi için olan planlarından sıyrılmıştır. Dük Cosimo Medici’nin iltimasını ve desteğini alır. Artemisia bu dönem bir çok çalışmaya imza atar. Şehrin soylu ailelerinden bir çok sipariş alır.

1613- 1614 yılında da Judith Beheading Holofernes’in devam niteliğinde olan Judith and her Maidservant’ı yapar. Yine bu eserde Judith’in elinde kılıcı vardır ve hizmetçisinin elinde de Tassi olarak resmedilen Holoforne’un kafası!

Artemisia burada yeni teknikler öğrenerek tarzını geliştirir, hatta okuma yazma öğrenir. Floransa’da yaşadığı süre sanat hayatı açısından oldukça verimli olur. Hatta burada Accademia Del Disegno’ya ilk kadın ressam üye olarak kabul edilir.

Artık meslek hayatında parlak başarılara imza atar, ancak evlilik hayatı pek o kadar başarılı değildir, eşi Artemisia kadar başarılı değildir ve Artemisia’nın eserlerinin pazarlamasını yapar. Kazandığı parayı ise lüks ve kumar düşkünlüğü yüzünden sorumsuzca harcar. En sonunda ise Peter Antonio kanunsuz bir işe karışarak ortadan kaybolur. Artemisia artık tek başınadır ve de kayıtlarda artık aile reisi olarak geçer. Durumunun belirsizliği yüzünden bir daha da evlenemez.

1620 yılında Floransa’dan ayrılan Artemisia zaman zaman babasıyla da çalışmalar yapar,  1630 yılına kadar Cenova, Roma ve Venedeki’te yaşamına ve sanatına devam eder. 1630 yılında Nepal’ e Londra’ya yerleşerek I. Charles’ın hizmetinde çalışır. Portre ressamı olarak babasından da ünlü olur. Ancak 1941 yılında hayatının sonuna kadar yaşayacağı Napoli’ye yerleşir.

Artemisia’nın aslında ölüm tarihi hakkında farklı bilgiler mevcut ancak 1652 yılında olduğu tahmin ediliyor, mezarının yeri de bilinmiyor. Hayatın boyunca kendisini ispat etmeye çalışan ressam bunun için erkeklerden çok daha fazla çalışmak zorunda kaldı ama sonunda başardı birçok erkek ressamdan çok daha başarılı oldu ve adını tarihe ilk feminist kadın ressam olarak yazdırdı. Yaşadığı travmanın etkisini resimlerine yansıttı.

Artemisia’nın bilinen 34 adet tablosu var, ancak bu tablolara feminist sanat tarihçilerinin çabasıyla ulaşılmış. Çünkü Artemisia Gentileschi belki de yine bir kadın olmasının yüzünden sanat tarihilerince hep görmezden gelmiş ve yıllarca çalışmaları babasına mal edilmiş. Kadın olmak zor zanaat.

Kaynaklar;

 

http://www.arthistoryarchive.com/arthistory/baroque/Artemisia-Gentileschi.html

http://www.webwinds.com/artemisia/bio.htm

http://encyclopedia.stateuniversity.com/pages/1882/Artemisia-Gentileschi.html

http://womenshistory.about.com/od/artemesia/Artemisia_Gentileschi.htm

http://www.metmuseum.org/toah/ho/09/eusts/ho_69.281.htm

http://www.ic.arizona.edu/ic/mcbride/ws200/gentil.htm

http://en.wikipedia.org/wiki/Judith_Beheading_Holofernes

http://www.answers.com/topic/artemisia-gentileschi

http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=250:caravaggioya-kar-gentileschi&catid=89:resim&Itemid=81

http://www.tabut.net/index.php?showtopic=32866

Read Full Post »


The Empty Mask, 1928

Image via Wikipedia

Sürrealizmin en önemli temsilcilerinden biridir, René François Ghislain Magritte.

21 Kasım 1898’de Belçika’da Lessines Şehrinde bir terzi ve bir kadın şapkacısının en küçük çocuğuydu doğduğunda.

\" \"

1910 yılında ilk çizim derslerini almaya başladı. 1912 yılında annesiSambre Nehri’ne atlayarak intihar etti.

Magritte, talihsiz bir şekilde annesinin suda çıkarılışına tanık oldu, annesinin cesedinin suyun üstünde nasıl yüzdüğünü ve annesinin kafasının nasıl kıyafetleriyle örtündüğünü gördü.

Bunun etkisiyle 1927- 1928 yıllarında çizdiği Les Amants serisini çizdiği söylenir, kendisi bunu kabul etmeyip bu açıklamadan hoşlanmasa da.

\" \"

1918 yılına kadar iki sene boyunca Académie Royale des Beaux-Arts’a devam etti.

1922 yılında askerliğini tamamladıktan sonra, 1913 yılında tanışmış olduğu çocukluk aşkı Georgette Berger ile evlendi.

\" \"

Önce bir duvar kağıdı fabrikasında çalıştı burada çizimler yapıp motifler üreten Magrette, afiş ve reklam tasarımcılığı da yaptı. Daha sonra 1926 yılında Brüksel’deki Galerie la Centaure ,resim galerisi ile tam zamanlı bir anlaşma imzaladı.

1925 yılında ilk gerçek üstü resmi olan ‘Kayıp Jokey’i (Le Jockey Perdu) yaptı. 1927 yılında ilk sergisini Brüksel’de açan Magrette, bu sergide 61 adet eser sergilemiştir, ancak bu sergide ağır eleştiriler aldı. Eleştirilere dayanamayan ressam, depresyonunda etkisiyle Paris’e yerleşti. Pariste Andre Breton ile tanışır ve gerçeküstücülerin arasına girmiş oldu.

\" \"

Paris’te Edward James, gerçeküstücülüğe ve gerçeküstü akımını desteklemesinden dolayı ressama kirasız kalabileceği evini verdi ve belki de Magritte James’e olan borcunu iki eserinde ona rastlamamızı sağlayarak öder; The Principle Pleasure ve La Reproduction Interdite.

Breton ile birlikte sanatsal gelişmeleri daha yakından takip edebilmek için Paris yakınlarındaki Perreux- sur- Marne’ye taşındı. Burada bir çok gerçeküstü akımıyla ilgilinen çevreyle tanıştı.

II. Dünya savaşı sırasında,Almanya Belçika’yı işgal ederken Belçika da bulunan Magritte ile Breton arasında bir kopukluk olur, kariyerinin başındayken resimlerindeki karanlık temayı bırakmış olan Magritte bir süre sonra tekrar o karanlık ve kasvetli havayı eserlerinde hissettirecekti.

1929 yılında İspanya’ya giden ressamın gerçeküstücülerin bütün tartışma ve çalışmalarına katıldı La Revolution Surrealistedergisinin son sayısından eserleri yayınlandı.

Paris’ yerleşmeden önce sahip olduğu resim dilini 1930 yılına kadar geliştirme olanağı bulmuştur.

\" \"

1930 yılından 1940 yılına kadar olan süre ressamiçin ekonomik anlamda sıkıntılı olsa da kariyeri yükselişe geçmişti, resimleri bütün önemli gerçeküstü sergilerde görünmeye başlandı; 1936 yılında New York Julian Levy Galerisi’nde ve 1938’de arkadaşıMesens’inorganizasyonuyla Londra’da sergilendi. 1965 yılında yine Amerika’da Modern Sanat Müzesinde eserleri sergilendi.

Ressam 1967 yılında pankreas kanserinden vefat etti ve Brüksel’de ki Schaarbeek Mezarlığı’na gömüldü.

Rene Magritte’den bahsedipte İmgelerin İhaneti adlı eserinden bahsetmemek olmaz ve evet o bir pipo değildir sadece bir piponun görüntüsüdür.

Sanatçı eserlerini şöyle anlatır; “Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz, benim resimlerimi gören biri kendi kendine şu basit soruyu sorar: ‘Bunun manası ne?’ O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir.”

\" \"

Read Full Post »


1972 yılında İstanbul’da doğan Nermin Er, 1995 Mimar Sinan Üniversitesi Heykel bölümü mezunudur.

\

Nermin Er, malzeme olarak kağıtları kullanır ve aynı zamanda ışıktan da yararlanır, kurgulamış olduğu hikayelerini kağıtları keserek anlatır. Değişik boyutta ve kalınlıktaki kağıtları keser, eksiltir ve yapıştırır. Her bir hikâyeye bakarken içinde kaybolursunuz.

\

İşine, sanatına heykel ile başlayan Er, ilk başlarda malzeme olarak metali kullansa da sonrasında malzeme olarak kağıdı tercih eder ve kağıttan 3 boyutlu, ışıklı gölgeli heykeller yapmaya böyle başlar. Aslında kâğıt hayatının her döneminde vardır. Sadece artık onu daha yakınına almıştır, malzeme olarak kullanmaya başlamıştır.

Kendisinden bahsettirir çalışmalarıyla gazetelerde ama internete bakınca çok bir şey bulamazsınız, bulduklarınız dişinizin kavuğunu doldurmaz…İşte tam böyle düşündüğümde Bant dergisinin geçen sayısında kendisiyle yapılmış röportaja denk geldim. Gönül ister ki adından daha çok bahsettirsin, duymamış biri kalmasın….

 

 

\

İlk çalışmalarında ışığı gölgeleri çok kullanmaz aslında, daha çok kağıttan heykeller yapar her birinin ayrı ayrı hikayesi olan. Sonra ince kağıtlar kullanmaya başlar, anlattığı hikayeleri ışıkla birleştirmek ise sonradan gelir aklına. Masasında duran çalışmaya camdan ışık vurur, keskin güneş ışığı keskin gölgeler oluşturur. Keskin gölgeleri sevmez Er, sonrasında homojen gölgeler oluşturmak için ışık kaynaklarından yararlanmaya başlar, keskin gölgeler yerine homojen gölgeler elde eder ve gölgelerle tamamlar anlattığı öyküleri..

\

Nermin Er, aslında sadece kağıtları kurgulamaz, aynı zamanda animasyon karakterleri de çıkarır ortaya ki çoğumuzun sevdiği karakterler de onun hayal gücünün ürünüdür. Her ne kadar Turkcell Tavuğu’nu pek antipatik bulsam da, Okan Bayülgen’in seslendirmiş olduğu beyin, kemik ve bağırsak karakterleri de Nermin Er’in ve ekibinin eseridir. İlk olarak 2000 yılında Mentalklinik’ de “Oyun” adlı sergiye, yine aynı yıl Bordeux’da bir grup sergisine katılır.
1 Ekim 2004’de ise ilk kişisel sergisini, Galeri Nev’de açar. 2003 yılında ise eserleri, İsrail’de düzenlenen “Walking İstanbul, Notes from Quarantine” adlı sergide sergilendi.

\

Peki malzeme kağıt olunca, o çalışmanın ömrü ne olur, nasıl korursun onları bozulmasınlar diye? Nermin Er, maddeye bağımsız olmayı vurgularcasına aslında bunun pek umurunda olmadığını söylüyor. Öte yandan çalışmalarının bir kısmını olduğu gibi muhafaza edebilmeyi başarmış zaten. Yine de yaptıklarının fotoğrafını çekmeyi ya da sergilerken onları cam fanuslara koymayı ihmal etmiyor. Aşağıda hırsız var sergisinde sergilemiş olduğu pasta şeklinde kentin görünümü var, sanki şehre şehrin dışından bakan biri gibi, şehrin nimetlerinin ona kocaman bir pasta olarak görünmesi gibi…

\

Çalışmaları sanki şehirle ormanın buluştuğu yerde başlıyor, hem kenti hem doğayı anlatıyor hikayelerinde. Kentten ormana, ormandan kente safiyane ama dikkatli bakışlar gibi… Sinekler, böcekler hikayelerinde hep rol alıyor. Nedenine gelince; çocukken de usta bir gözlemci olan sanatçımız büyüteçle incelermiş böcekleri, onlar hakkında kendi gözlemlerini not alırmış.

\

Nermin Er, hala Anima adlı animasyon şirketinde çalışmakta ve hayatımıza yeni yeni animasyon karakterleri sokma peşinde. Animasyon karakterlerinin yanı sıra kâğıtlarla kurduğu dünyaya dair kurduğu hikâyelerin devamını da merakla beklemekteyiz.

 

Read Full Post »


Ben küçükken klasik müzik dikkatimi çekmeye başladı, nasıl oldu bilmiyorum. O zamanlar ailemden kimse klasik müzik dinlemezdi ki hala da klasik müzik dinleyenlerin sayısı azdır.

Ben ilk olarak Motzart’ı keşfettim sanırım. O zamanlar elimin altında internet yoktu. Kısacası şu anda sahip olduğum kaynakların bir çoğuna sahip değildim. Nasıl olduysa çok derin olmamakla beraber klasik müziğin kapılarını kendime açtım. Aradan yıllar geçti , hala yazarken , okurken, düşünürken, koşarken, kafamı dağıtmak isterken( iki anlamıyla da!) klasik müziğe sarılırım. Tüm müzik aletlerinin ayrı bir yeri vardır elbet ama keman sesinin duygusallığı hoşuma gitmiştir hep.

Farid Farjad
Farid Farjad

Keman dendiğinde ise benim aklıma benim için kısa sayılabilecek ama aslında uzun bir süredir keşfetmiş olduğum keman virtüözü gelir aklıma: Farid Farjad. Geç bulduğum tüm değerler gibi onu da geç keşfettiğim için biraz bozuk attım kendime. Bir arkadaşım tavsiye ettiğinde İranlı keman virtüözü dedi. Yalan söyleyemem , biraz İranlı olmasından dolayı kendisini ciddiye almamıştım. Arkadaşım üstüne ekledi; Kemanı Konuşturan Adam, hatta Kemanı Ağlatan Adam diyenler de var. Böyle demesi yeterince cezbetti beni. Göndermiş olduğum tüm eserleri dinledim ve hayran kaldım kendisine… Kemanı konuşturduğuna işte bende o an inandım…

Farid Farjad
Farid Farjad

Farid Farjad 1938 yılında Tahran , İranda doğmuş bir sanatçıdır aslında İran’da doğmuş olmanın zorluklarını sanki bize notalarında gösterir kendisi. Benim asıl dikkatimi çeken müziğinde Klasik Batı Müziğiyle kendisini ve İran’ı anlatmış olmasıdır. Dinleyince sizde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayrıca komşu toprakların insanı olmasının vermiş olduğu etkiden dolayı mıdır bilinmez kendisi yakındır bize. Eserlerinde bizden bir şeyler bulacağınıza inanıyorum ki kendisi Sarı Gelin’i de kemanıyla yorumlamıştır.

Eserlerinden bir kaçı ;

Anroozha
Dejad Gity
Goleh Pamchal

Müziği hakkında söylenenler çok ilginçtir. Kimileri için kendisi klasik müziğin arabeskini yapmıştır, damardandır , kimi için ise klasik müziğin kapılarını aralayandır. Benim için ise müziği ait olduğu coğrafyanın tüm hüznünü taşıyor ve yaşatıyor.

Farid Farjad by Tolga Dogan
Farid Farjad by Tolga Dogan

Okan Bayülgen’in kendisi hakkında ilginç bir yorumu oldu bir programında; “Farid Farjad’ı bir tek ben biliyorum sanırdım, ekşi sözlüğe girince böyle olmadığını anladım” demiştir kendisi. Okan Bayülgen bu konuda haklı, Türk Halkı olarak klasik müziğe çok ilgi duymasak bile,Farid Farjad’ı tanıyoruz ve seviyoruz.

Kendisiyle GazeteOdtülü’nün yapmış olduğu röportaja buradan ve diğer eserlerinin bir kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak

Read Full Post »