Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘sanat’


Duymuşsunuzdur, hatta belki de benim gibi onu yap, oraya git ya da gideme gibi dertleriniz olmadığı için gitmişsinizdir de; Frida Kahlo ve Diego Rivera’nın daha önce yayınlanmamış toplam 40 eseri, 23 Aralık’tan beri Pera Müzesinde sergileniyor.

Frida, “Hayatta başıma iki korkunç kaza geldi, ilkinde bana bir otobüs çarptı, diğerinde Diego” diyen güçlü kadın, çektiği tüm acılara rağmen hastanedeki yatağında bile elinden fırçasını bırakmayan kadın, tabiri caizse boya yerine acılarını kullanan ressam. Sanat mı acıyı doğuruyor, acı mı sanatı? En güzel yazılarını yaşadıkları zor zamanların ardından yazdığına inanan yazarlar, onun tablolarına baktığında ne hissediyorlar?

Hasta yatağımda yatarken aklıma getirip de güç bulduğum ressam, senin neler çekmiş olduğunu düşünüp de kendi yaralarımdan sıyrılmaya çalışmışken onca süre, senin eserlerini bir “Fil”e olan aşkını görmemek olur mu? 20 Mart’a kadar…

Read Full Post »


Artemisia Gentileschi İtalyan ressam, erken barok döneminin önemli ressamlarından biri ve ilk kadın ressam ancak bugün hala konuşulmasının tek nedeni sadece resimleri değil, yaşadıkları ve yaşadıklarına bir tepki olarak yaptığı resimler, insanı ters köşeye yatıran cinsten… Aslında yaşadıkları bir kadın olmasının sonucudur, acı da olsa Artemisia birçok kadın gibi bunu çaresizlikle kabullenmez.

8 Temmuz 1593 tarihinde Roma’da dünyaya gelir, ressam bir babanın, Orazia Gentileschi’nin ilk evladı, tek kızıdır. Ressam baba Orazia, Artemisia’yı  ve erkek kardeşlerini atölyesinde eğitme isteği içerisindedir. Artemisia erkek kardeşlerine göre çok daha yeteneklidir. Erken yaşlarda eğitimini babasının yanında alır. Bu süre boyunca genç Artemisia renklerin nasıl karşılaştırıldığını, nasıl resim yapılacağını öğrenir. Artemisia’nın eğitim aldığı dönemlerde Orazia Gentileschi, Caravaggio’nun realistik çizgilerinden etkilenir, ilham alır ve Artemisia’nın tarzı da bundan etkilenir. Ancak Artemisia’nınkiler babasınınkilerden oldukça farklıdır, gerçekçiliği ile ciddi bir şekilde babasının çalışmalarından sıyrılır.

Annesi o 12 yaşındayken ölen Artemisia daha çok babasına sığınır ama babası Artemisia üzerinde baskı kurar, ona sanat kariyerinde çıraklıktan başka bir pay biçmez. Artemisia’ya okuma yazma bile öğretmez.

Artemisia aslında diğerlerinden, adını bilmediklerimizden biraz daha şanslıydı, kadınların sanat çevrelerince kabullenilmediği, dışlandığı bir dönemde yeteneklerini sergilemeye çalışmasına rağmen en azından babası ressam olan bir kızdı ve çıraklık dönemini babasının yanından geçirdi. Belki babası olmasaydı hiçbir zaman yeteneğini kullanacak bir alan bulamayacaktı ve de belki de hiçbir zaman ressam olamayacaktı, ama farklı bir bakış açısıyla bakarsak eğer birini suçlamak istersek belki de yaşadıklarından babasının da sorumlu olduğunu sonucuna çıkabiliriz.

Artemisia Gentileschi ilk çalışmasını 17 yaşındayken, babasının yardımlarıyla yapmış olsa da ilk eserini 1610 yılında Susanna and the Elders’ı tamamlar. Bu eser Artemisia’nın realistik çizgilerden etkilendiğini gözler önüne serer. İki adamın bir kadını seks emelleri konusundaki bezdirmelerini anlatan bu eser yapılan birkaç Susanna eserinden biridir. Bu eser sanki, Artemisia’nın seksüel olarak rahatsız edildiğini gösterir gibidir ve sanki bir tepkidir. Rivayete göre banyo yaparken iki erkeğin tacizine uğrayan Susanna’yı taciz edenleri kendi hayatında baskı unsuru olan iki erkeği model alarak yapar; babası Orazia ve Tasssi’yi…

Artemisia tıpkı etkilendiği Caravaggio gibi Işık ve gölge karşıtlığı tekniğini kullanır ancak daha parlak renkler kullanarak bu tekniği geliştirir.

İlerleyen zamanlarda Artemisia’nın başvurduğu sanat akademileri tarafından reddedilmesinin üzerinde eğitimine yine babasının yanında devam eder.  Akademiler tarafından kabul edilmesinin nedeni ise basittir; bir kadın olması. Buna rağmen pes etmez Artemisia, çalışmalarına devam eder.  Artemisia Michelangelo Merisi da Caravaggio,’nun çalışmalarından etkilenmiştir ve bu kendi çalışmalarına da yansır.

Eğitimi için babası aynı zamanda kendi öğrencisi de olan Agastino Tassi’den yardım ister. Tassi Artemisia’ya perspektif öğretecektir. Lakin Tassi Artemisia’ya öğretmenlik yapmak yerine başka bir şey yapar; Artemisia’ya tecavüz eder. Artemisia 18 yaşındadır, gençtir. Artemisa kendini kurtarmak için savaşır, çabalar ancak yapabildiği sadece Tassi’nin kollarından kurtulduktan sonra tecavüzcüsünün göğsüne bir bıçakla ufak bir çizik atabilmektir, Tassi kendine zarar verilmesini engeller. Tecavüz edilmesi yetmiyormuş gibi Artemisia’yı  evlenme vaadiyle kandırır ve de cinsel isteklerini Artemisia’nın üstünde uygulamaya devam eder ve maalesef genç Artemisia’yı kullanır. Böylece olayın bir süre gizli kalmasını da sağlamış olur.

Baba Orazia Gentileschi bunu öğrendiğinde Tassi tecavüz suçundan tutuklanır ve bu süre boyunca Artemisia’nın yaşadıkları artık duyulmuş olur ve hatta kamu tarafından da meşhur bir tecavüz davası haline gelir. Tassi tutuklanır ancak hâkim taraflı davranır, kamu oyunda bu davanın bu kadar ses getirmesine rağmen hâkim bir türlü Artemisia’nın dürüstlüğüne inanamaz, onu yalancılıkla suçlar. Yedi ay kadar süren dava boyunca Artemisia masum olmasına rağmen sürekli aşağılanır hatta bekâret kontrolünden dahi geçirilir, çükü Tassi Artemisia’nın yalancı şahitler kullanarak kendini masum göstermeye çalışır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Artemisia’nın mağduriyeti, Tasssi’nin tecavüz suçu bir türlü ispatlanamaz. Artemisia bunun üzerine bu durumu kabullenemez ve doğruluğunu ispat etmek uğruna kendine işkence edilmesini teklif eder ve evet, bu kabul edilir. Artemisia’ya işkence edilmesine rağmen Tassi’nin  cezası çok azdır ve o da uygulanmaz, sonuçta Tassi serbest bırakılır. Mahkeme kayıtları günümüze kadar ulaşmıştır. Artemisia ağır bir travma yaşar, yaşadığı travmanın etkileri resimlerinde açıkça görülebilir, çizdiği kadın figürler hep güçlü ve sert kadınlardır, renklerine dahi yansır hissettikleri, yaşadıkları. Tassi serbesttir, tek iz Artemisia’nın göğsüne attığı ufak bir çiziktir.

Artemisia bu olay üzerinden bir ay sonra yakın bir aile dostlarıyla evlenir , damadın adı; Peter Antonio Stiattesi’dir . Artemisia eşiyle beraber Floransa’ya yerleşir. Bu bir yandan da babasının baskılarından kurtulmak için bir fırsattır.

Tassi’nin salıverilmesinden sonra  Cravaggio’nun da resmettiği Judith Beheading Holofornes’i yapar. Bu Tablo esinlenmiş olduğu Caravaggio’nun Judithleri kadar güzel değildir belki ama Artemisia başına gelenin intikamını bu resimle alır!

Judith ile Holofornes’un hikayesi de ilginçtir; hikayeye göre Holofernes Asurlu bir komutandır, savaşmaktan başka bir şey bilmeyen bir başkomutan. İsrail üstüne seferler düzenler ve neredeyse tüm İsrail’i ele geçirir ancak Judith’in olduğu bölgeye gelen kadar. Judith güzel bir duldur ve Holoforne ondan etkilenir. Judith kavmini kurtarmak için Holoforne’u iyice sarhoş olana kadar içki içirir ve onun sarhoşluğundan yararlanarak hizmetçisinin de yardımıyla Holofornes’un kafasını keser. Bu olaydan sonra da Asur ordusu İsrail topraklarını terk eder. İşte bu tabloda  Judith kendisine inanılmaz derecede benzerken,  Holofornes ise Agastino Tassi’nin ta kendisidir. Böylece sadece göğsünde bir bıçak iziyle bu olaydan kurtulan Tassi için bir utanç tablosu haline gelmiş olur, bu tablo ile tarihe bir çizik atmış olur. Her görene Tassi’nin suçlu olduğunu anlatan ve hatırlatan bir tablo çıkar ortaya.  Bu tablo bir çok ressam tarafından resmedilir ama belki de hiçbiri Gentileschi ismini taşıyan kadar insanın canını acıtmaz, hiç biri Artemisia’nın çizdiği kadar karanlık değildir.

Artemisia  kariyerine Floransa’da devam eder, burada  hem babasının hakimiyetinden hem de onun kendisi için olan planlarından sıyrılmıştır. Dük Cosimo Medici’nin iltimasını ve desteğini alır. Artemisia bu dönem bir çok çalışmaya imza atar. Şehrin soylu ailelerinden bir çok sipariş alır.

1613- 1614 yılında da Judith Beheading Holofernes’in devam niteliğinde olan Judith and her Maidservant’ı yapar. Yine bu eserde Judith’in elinde kılıcı vardır ve hizmetçisinin elinde de Tassi olarak resmedilen Holoforne’un kafası!

Artemisia burada yeni teknikler öğrenerek tarzını geliştirir, hatta okuma yazma öğrenir. Floransa’da yaşadığı süre sanat hayatı açısından oldukça verimli olur. Hatta burada Accademia Del Disegno’ya ilk kadın ressam üye olarak kabul edilir.

Artık meslek hayatında parlak başarılara imza atar, ancak evlilik hayatı pek o kadar başarılı değildir, eşi Artemisia kadar başarılı değildir ve Artemisia’nın eserlerinin pazarlamasını yapar. Kazandığı parayı ise lüks ve kumar düşkünlüğü yüzünden sorumsuzca harcar. En sonunda ise Peter Antonio kanunsuz bir işe karışarak ortadan kaybolur. Artemisia artık tek başınadır ve de kayıtlarda artık aile reisi olarak geçer. Durumunun belirsizliği yüzünden bir daha da evlenemez.

1620 yılında Floransa’dan ayrılan Artemisia zaman zaman babasıyla da çalışmalar yapar,  1630 yılına kadar Cenova, Roma ve Venedeki’te yaşamına ve sanatına devam eder. 1630 yılında Nepal’ e Londra’ya yerleşerek I. Charles’ın hizmetinde çalışır. Portre ressamı olarak babasından da ünlü olur. Ancak 1941 yılında hayatının sonuna kadar yaşayacağı Napoli’ye yerleşir.

Artemisia’nın aslında ölüm tarihi hakkında farklı bilgiler mevcut ancak 1652 yılında olduğu tahmin ediliyor, mezarının yeri de bilinmiyor. Hayatın boyunca kendisini ispat etmeye çalışan ressam bunun için erkeklerden çok daha fazla çalışmak zorunda kaldı ama sonunda başardı birçok erkek ressamdan çok daha başarılı oldu ve adını tarihe ilk feminist kadın ressam olarak yazdırdı. Yaşadığı travmanın etkisini resimlerine yansıttı.

Artemisia’nın bilinen 34 adet tablosu var, ancak bu tablolara feminist sanat tarihçilerinin çabasıyla ulaşılmış. Çünkü Artemisia Gentileschi belki de yine bir kadın olmasının yüzünden sanat tarihilerince hep görmezden gelmiş ve yıllarca çalışmaları babasına mal edilmiş. Kadın olmak zor zanaat.

Kaynaklar;

 

http://www.arthistoryarchive.com/arthistory/baroque/Artemisia-Gentileschi.html

http://www.webwinds.com/artemisia/bio.htm

http://encyclopedia.stateuniversity.com/pages/1882/Artemisia-Gentileschi.html

http://womenshistory.about.com/od/artemesia/Artemisia_Gentileschi.htm

http://www.metmuseum.org/toah/ho/09/eusts/ho_69.281.htm

http://www.ic.arizona.edu/ic/mcbride/ws200/gentil.htm

http://en.wikipedia.org/wiki/Judith_Beheading_Holofernes

http://www.answers.com/topic/artemisia-gentileschi

http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=250:caravaggioya-kar-gentileschi&catid=89:resim&Itemid=81

http://www.tabut.net/index.php?showtopic=32866

Read Full Post »


The Empty Mask, 1928

Image via Wikipedia

Sürrealizmin en önemli temsilcilerinden biridir, René François Ghislain Magritte.

21 Kasım 1898’de Belçika’da Lessines Şehrinde bir terzi ve bir kadın şapkacısının en küçük çocuğuydu doğduğunda.

\" \"

1910 yılında ilk çizim derslerini almaya başladı. 1912 yılında annesiSambre Nehri’ne atlayarak intihar etti.

Magritte, talihsiz bir şekilde annesinin suda çıkarılışına tanık oldu, annesinin cesedinin suyun üstünde nasıl yüzdüğünü ve annesinin kafasının nasıl kıyafetleriyle örtündüğünü gördü.

Bunun etkisiyle 1927- 1928 yıllarında çizdiği Les Amants serisini çizdiği söylenir, kendisi bunu kabul etmeyip bu açıklamadan hoşlanmasa da.

\" \"

1918 yılına kadar iki sene boyunca Académie Royale des Beaux-Arts’a devam etti.

1922 yılında askerliğini tamamladıktan sonra, 1913 yılında tanışmış olduğu çocukluk aşkı Georgette Berger ile evlendi.

\" \"

Önce bir duvar kağıdı fabrikasında çalıştı burada çizimler yapıp motifler üreten Magrette, afiş ve reklam tasarımcılığı da yaptı. Daha sonra 1926 yılında Brüksel’deki Galerie la Centaure ,resim galerisi ile tam zamanlı bir anlaşma imzaladı.

1925 yılında ilk gerçek üstü resmi olan ‘Kayıp Jokey’i (Le Jockey Perdu) yaptı. 1927 yılında ilk sergisini Brüksel’de açan Magrette, bu sergide 61 adet eser sergilemiştir, ancak bu sergide ağır eleştiriler aldı. Eleştirilere dayanamayan ressam, depresyonunda etkisiyle Paris’e yerleşti. Pariste Andre Breton ile tanışır ve gerçeküstücülerin arasına girmiş oldu.

\" \"

Paris’te Edward James, gerçeküstücülüğe ve gerçeküstü akımını desteklemesinden dolayı ressama kirasız kalabileceği evini verdi ve belki de Magritte James’e olan borcunu iki eserinde ona rastlamamızı sağlayarak öder; The Principle Pleasure ve La Reproduction Interdite.

Breton ile birlikte sanatsal gelişmeleri daha yakından takip edebilmek için Paris yakınlarındaki Perreux- sur- Marne’ye taşındı. Burada bir çok gerçeküstü akımıyla ilgilinen çevreyle tanıştı.

II. Dünya savaşı sırasında,Almanya Belçika’yı işgal ederken Belçika da bulunan Magritte ile Breton arasında bir kopukluk olur, kariyerinin başındayken resimlerindeki karanlık temayı bırakmış olan Magritte bir süre sonra tekrar o karanlık ve kasvetli havayı eserlerinde hissettirecekti.

1929 yılında İspanya’ya giden ressamın gerçeküstücülerin bütün tartışma ve çalışmalarına katıldı La Revolution Surrealistedergisinin son sayısından eserleri yayınlandı.

Paris’ yerleşmeden önce sahip olduğu resim dilini 1930 yılına kadar geliştirme olanağı bulmuştur.

\" \"

1930 yılından 1940 yılına kadar olan süre ressamiçin ekonomik anlamda sıkıntılı olsa da kariyeri yükselişe geçmişti, resimleri bütün önemli gerçeküstü sergilerde görünmeye başlandı; 1936 yılında New York Julian Levy Galerisi’nde ve 1938’de arkadaşıMesens’inorganizasyonuyla Londra’da sergilendi. 1965 yılında yine Amerika’da Modern Sanat Müzesinde eserleri sergilendi.

Ressam 1967 yılında pankreas kanserinden vefat etti ve Brüksel’de ki Schaarbeek Mezarlığı’na gömüldü.

Rene Magritte’den bahsedipte İmgelerin İhaneti adlı eserinden bahsetmemek olmaz ve evet o bir pipo değildir sadece bir piponun görüntüsüdür.

Sanatçı eserlerini şöyle anlatır; “Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz, benim resimlerimi gören biri kendi kendine şu basit soruyu sorar: ‘Bunun manası ne?’ O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir.”

\" \"

Read Full Post »


Sanatçıların bir kısmı için “deli mi, dahi mi?” sorusunu sorarız çoğu zaman. İşte Damien Hirst de öyle, bu soruyu kendisi için sordurmayı başarmış biri.

Damien Hirst'in ta kendisi.
Damien Hirst’ün ta kendisi.

7 Haziran 1965 doğumlu İngiliz sanatçı, Young British Artist diye anılan grubun en önemli sanatçısıdır. Young British Artists grubunun “shock tactics” adıyla benimsedikleri şok edici sanat eserleri üreten iki sanatçısından biridir. Aslında Young diye anıldıklarına bakmayın siz, Damien Hirst’ün yaşından da anlaşıldığı gibi çoğu genç değil artık. Grup, Saatchi’nin 1992 tarihli bir sergisinde bu isimle meşhur olduğu için bu şekilde anılıyor. Bunun yanı sıra yaşayan en zengin, eserleri en pahalı, ayrıca sanat camiasının en nefret ettiği sanatçıdır. Biraz fazla mı oldu sanki? Sanmıyorum…

Bristol’de doğan sanatçı babasını hiç tanımamış ve iki kez dükkan soygunculuğundan tutuklanmış. Leeds Sanat ve Tasarım kolejinde okuyan Hirst, daha sonra Goldsmiths, Londra Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar bölümünde okumuştur. Uyuşturucu ve alkol sorunları yaşadığını itiraf eden Hirst’ün artık sigara, alkol ve uyuşturucudan uzak durduğu biliniyor. Şu anda görünen, geçmişini geride bıraktığı ve kendine yeni bir hayat kurduğu. Kendisi evli ve iki çocuk babası.

Nedir Damien Hirst’ü bu kadar tartışmalı hale getiren, sanat camiasının sevilmeyen adamı olduğunu iddia ettiren ve aynı zamanda her daim ön plana çıkartan? Tabii ki eserleri! Damien Hirst’ün her yaptığı, sanat camiasında tartışılır.

İşte “Tanrı Aşkına”. 1700’lerde yaşamış olan bir platin kafatası kullanılarak (o kafatasının kalıbı çıkartılarak) hazırlanan bu kafatasının dişleri ise orijinal! 2007 yılında yapılan bu eser pırlantalarla kaplı. Tamı tamına 24 milyon dolarlık malzeme kullanılmış ve 88 milyon dolara satılmış! (Sıfırların çok olmasına alışkın değilim!)

For The Love Of God
For The Love Of God

Bu hala bir sanat eserine ödenmiş en yüksek ücret ünvanını korumakta. Sanırım neden bu kadar tartışmalı hale geldiği anlaşılıyor değil mi? Kimine göre bu belki de saçmalık, kimine göre de sanat eseri… “Sanat”ın ne olduğu hala tartışılırken bu eserlerin de tartışılması oldukça normal bence.

Kaleidoscope-2004
Kaleidoscope-2004

Damien Hirst, kelebekleri, ilaçları, kafataslarını; özellikle de ölmüş hayvanları kullanmayı oldukça seviyor. Eserlerinde ölüm temasını kullanmayı da tabii! Zaten “shock tactics” de aslında vahşi yaşamdan ve tekrar değerlendirilemeyecek malzemelerin kullanılmasıyla oluşan bir olgu.

\

Peki ölmüş hayvanları eserlerinde nasıl kullanıyor Damien Hirst? Cevabı Formaldehit! Formaldehit kısaca, kadavralar bozulmasın diye cesede kan yerine pompalanan kimyasal bir sıvı. Bu sıvı sayesinde cesetler saklanabiliyor, hatta tıp öğrencilerinin öğrenim gördükleri kadavralarda da bu kullanıyor. Ağır bir kokusu bulunan ve kanserojen olan bu madde aynı zamanda hastanelerin kokusunun da nedeni olarak biliniyor.

\

Hirst ölü hayvanları formaldehit içine yatırıp pleksiglas kabinler içinde sergiliyor ve bunlar en çok ilgi çeken daha doğrusu tepki toplayan eserleri oluyor. Özellikle Peta‘nın nefretini kazanmış olduğu kesin.

Ölü hayvan ve formaldehit kullanarak yapmış olduğu çalışmaların en meşhuru yukarıda görmüş olduğunuz köpek balığı; “The Physical Impossiblity of Death in the Mind of Someone Living”. Bu eser 4,3 metrelik bir ölü köpek balığının formaldehit içine yatırılmasından oluşuyor. Aslına bakarsanız yıllardır hayvanları önce avlayıp sonra onları dolduranların yaptıklarına benzer bir iş Hirst’in yaptığı.

Virgin Mother
Virgin Mother

Hirst bu eseri 1991 yılında Saatchi için yaptı. Hirst bu köpek balığını kendisi mi yakaladı? Hayır, tabii ki! Bu köpek balığını yakalaması için Avustralya’da bir balıkçı tutuldu ve balıkçıya “Büyük bir köpek balığı istiyorum, beni rahatça yiyecek kadar büyük bir köpek balığı,” diyen Hirst bu eserini formaldehitten yararlanarak yaptı. “The Physical Impossiblity of Death in the Mind of Someone Living” sanatçının en çok tepki toplayan eserlerinden birisidir. Eseri bir süre sonra çürümeye başlayan Hirst, köpek balığını yenisiyle değiştirdi. İşin ilginç tarafı Hirst, köpekbalığının yenisiyle değiştirme işlemini de sanatının bir parçası olarak görüyor. Bu eseri ayrıca Tate Müzesi’nin Turner ödülüne aday oldu.

İkiye bölünmüş bir inek ve buzağının yine formaldehite yatırılmasından oluşan eseri ve yine çok tepki toplayan bir eseri; “Mother and Child Divided”.

\

Damien Hirst’ün diğer bir “pahalılar” listesindeki eseri ise aşağıda görünen “The Golden Caf” ismini taşıyan eseri.

\

2007 Ağustos ayında 18,6 milyon dolara satılan bu eser formaldehite yatırılan 18 ayar altından boynuzlu bir sığır! Bu kadar işte; bir sığır, bir fanus ve formaldehit! Ve işte karşınızda dünyanın en pahalı eserleri serisi! (Ooops, altın boynuzu es geçtim!)

\

Söylenenlere göre Damien Hirst’ün en çok sevdiği eseri ise A Thousand’s Year: Üstünde sinekler uçuşan yine cam bir fanusa yerleştirilmiş bir inek kafası.

Sanatçının ayrıca Lance Armstrong için bisiklet tasarlamış olduğu da bilinenler arasında.

\

Çalışmalarından birçoğunu kocaman bir asistan ordusuyla ürettiği bilinen Hirst’ün biraz kendini yenilemesi gerektiğini, hayvanları bu şekilde kullanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir süre sonra artık insanların ilgisini kaybedebilir. Tabii bu noktada da Young British Artists hemen devreye girebilir. Bu eserler eğer Hirst imzasını taşımasaydı ve Young British Artist’in yadsınamaz katkıları olmasaydı bu kadar para eder miydi? O da ayrı bir merak konusu.

Beatiful Love
Beatiful Love

Sanatçının resmi web sayfası şu anda aktif olmasa da, Damien Hirst ismini çok yakında daha çok duymaya, eserlerini ise daha çok görmeye hazır olun.

Read Full Post »


Hollanda’nın altın çağında yaşayan bir ressam… Işığın ve gölgelerin ressamı… Birbirinden değerli 38 adet self portre… ve daha nice portreler, gravürler… Bahsettiğimiz kişi tam adıyla Rembrandt Harmenszoon van Rijn.

\

17. yy’ın önemli resim ve baskı ustası Rembrandt Harmenszoon van Rijn 15 Temmuz 1606 Leiden , Cornelia ve Hermen Gerittz’in oğlu olarak Hollanda’da dünyaya gelir. Bir değirmencinin oğlu olan Rembrandt’ın ailesi onun eğitimiyle yakından ilgilenir.

Tanrı bilim, klasik edebiyat ve tarihe ağırlık veren bir ortaöğretim döneminden sonra Leiden Üniversitesi’nde öğrenim görür. Öğrenimi sırasında Jacob Van Swanenburg’un takdirini kazanır ve öğrencisi olur. Ne ilginçtir ki, Swanenburg hakkında az bilgiye sahip olabiliyorken, Hollanda’nın altın çağında yaşayan Rembrandt adını Işığın ve Gölgelerin Ustası olarak tarihin tozlu sayfalarına yazdırmıştır.

//

 

\

1625 yılında Leiden’de arkadaşı ve meslektaşı olan Jan Lievens ile bir stüdyo kurar ancal 1627 yılından itibaren öğrenci kabul etmeye başlar ve öğrencilerinin arasında Gerrit Dou ismi öne çıkar. 1629 yılında ise matematikçi Christian Huygens‘in babası Constantijn Huygens tarafından keşfedilmesiyle, Rembrandt prens Frederik Henrik tarafından tablolarının ilgi görmesi ona adının duyulmasında büyük fayda sağlamıştır.

\

1630’lu yıllar ise Rembrandt’ın sanatını geliştirdiği yıllar olarak bilinir, Leiden’dan ayrılarak Amsterdam’a yerleşir ve burada Peter Lastman‘la çalışır, yaptıkları çalışmalar Rembrandt’ın tarih konulu resimler yapmasında yardımcı oldu. Bu dönemde birçok portre siparişi alan Rembrandt burjuva sınıfının da etkisiyle ününü iyice arttırır, çünkü o dönemde burjuvalar kendini topluma beğendirmek amacıyla ünlü ressamların yapmış olduğu portre siparişleri verirler. (O dönemde portre ressamlığı oldukça önemlidir.)

Gece Nöbeti
Gece Nöbeti

1632 yılında Rembrandt, ilk grup portresi olan “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”ni yapar. Bu resmin önemi tarihsel bir belge niteliği taşımasıdır, çünkü Cerrahlar Loncasının bir kadavrayı incelemek için katıldığı konferansı tasvir eden Rembrandt, Loncanın üyelerinden birinin eline katılımcıların listesini tutuşturur! Böylece Hollanda’ya özgü olan bu grup portresi hatıra resmi olmaktan çıkar ki Rembrandt eserleri salt hatıra resmi olmaktan ötedir.

Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi
Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi

Rembrandt komposizyonlarında spiral yerleştirme ile chiaroscuro tekniğini ustaca kullanır, ayrıca hiç İtalya’da bulunmamış olmasına rağmen İtalyan ressamların etkisinde kaldığı resimlerinden anlaşılır, yaptığı manzara resimlerinde olanı olduğu gibi resmetmek yerine hayal gücünü kullanır ve de uygun gördüğü yere harabe bir kilise sıkıştırabilir. Ayrıca kalın fırça darbeleri kullanarak ancak uzaktan algılanabilen kompozisyonlar oluşturmuştur.

1634 yılında Saskia Van Uylenburg ile evlenir. Saskia aynı zamanda Rembrandt’a modellik yapar. Çiftin evliliği büyük bir mutlulukla başlar ama bu şekilde devam etmez, çiftin birkaç aydan fazla yaşayamayan iki çocuğunun üzerine Rembrnadt’ın savruk ve müsrif yaşam tarzı da ilişkilerini etkiler ki daha sonraları Rembrandt’ın iflas ettiği açıklanır.

Saskia 1641 yılında oğlu Titus’un doğumundan sonra vereme yakalanır ve doğumun verdiği güçsüzlüğün etkisiyle ölür, mirasını oğlu Titus’a ve başka biriyle evlememesi şartıyla Rembrandt’a bırakır. Rembrandt böylece tek yaşayan çocuğuyla baş başa kalır. Titius’un bakımını sağlamak için bir çiftçini karsını işe alır ancak daha sonra bu hanım kendisinin metresi olacak olan Geertje Direx’dir. Geertje Direx’le ilişkisi duyulan Rembrandt’ın kiliseyle olan bağları koparılır ve bir süre sonra dostları ve öğrencileri de onu yalnız bırakır. Evde dönemin hijyen koşullarına hitap etmeyen hayvanlar beslemeye başlar ve ülkesinde adı lekelenir buna rağmen hala diğer ülkelerde tablolarına ilgi gösteren sevenleri vardır.

Rembrandt kural dışı bir hayat sürer ve bu durum oldukça kınanır,müsrifliğinden de dolayı zor zamanlar başlar; yıldızı yavaş yavaş sönmeye başlamıştır. Geertje’ye yazdığı vasiyetnamesinde tüm mirasının Titus’a bırkaır ancak o sırada başka bir kadınla, Hendrickije Stoffels ile ilşkisi ortaya çıkar. Bunun üstüne Geertje ressamı kendisini evlilik vaadiyle kandırmaktan dolayı dava eder ve bu davayı kazanır, Rembrandt artık Geertje’ye nafaka ödemek durumundadır. Bunun üzerine Rembrant Geertje’yi Saskia’nın mücevherlerine el koymakla dava eder, dava sonuçlandığında Geertje kadın ıslah evine yerleştirilir ve Rembrandt hala nafaka ödemekle yükümlüdür.

İflasından sonra mal varlığı komik rakamlara satılır, bu dönemi Hendrickije metanetle karşılar.

Bu arada Rembrandt meslek birlikleri ile aralarını kısmen de olsa düzeltir ve yeniden siparişler almaya başlar.

Oğluna çok düşkün olan ressam, Saskia ve Hendrickije gibi onu da model olarak eserlerinde kullanır, oğlu babasının yoğun sevgisine karşılık zor zamanlarında destek olur.

1663 yılında vasiyetinde “karısı” olarak adlandırdığı Hendrickije’yi de kaybeden ressam, ödemesi gereken borçlarını ödemek için son çare olarak karısı Saskia’nın mezarını dahi satar.

1648 yılında ise oğlu Titius’u da kaybedince yıkılan ressam, hayatının son dönemlerinde kendini resime verir.

\

Ressamın en önemli eseri 1642 yılında resmettiği “Gece Nöbeti” olarak bilinir, ancak bu resim Belediye binasına sığdırılması için tüm kenarlarından kesilir. Oluşan kirden dolayı geceleyin tasvir edildiği düşünülür, ancak değildir, aslında eser gündüz tasvir edilmiştir.Hayatının son dönemlerinde tüm yakınlarını kaybetmiş ressamın antika eşya ve resim koleksiyonculuğu yaptığı da bilinir.

\

4 Ekim 1669 yılında ölen sanatçı yaklaşık 600 yağlı boya, 300 gravür, 1400 desen üretti. Birçok öğrenci yetiştirmiş olmasına ve hatta servetinin bir kısmını öğrencilerden aldığı ücretlerden sağlamasına rağmen öğrencilerinden çok azı kendi tarzını oluşturabilmiştir. Diğerleri neredeyse Rembrandt’ın eserlerinden ayrıt edilemeyecek derecede benzer çalışmalar ortaya çıkarmıştır.

Read Full Post »


1972 yılında İstanbul’da doğan Nermin Er, 1995 Mimar Sinan Üniversitesi Heykel bölümü mezunudur.

\

Nermin Er, malzeme olarak kağıtları kullanır ve aynı zamanda ışıktan da yararlanır, kurgulamış olduğu hikayelerini kağıtları keserek anlatır. Değişik boyutta ve kalınlıktaki kağıtları keser, eksiltir ve yapıştırır. Her bir hikâyeye bakarken içinde kaybolursunuz.

\

İşine, sanatına heykel ile başlayan Er, ilk başlarda malzeme olarak metali kullansa da sonrasında malzeme olarak kağıdı tercih eder ve kağıttan 3 boyutlu, ışıklı gölgeli heykeller yapmaya böyle başlar. Aslında kâğıt hayatının her döneminde vardır. Sadece artık onu daha yakınına almıştır, malzeme olarak kullanmaya başlamıştır.

Kendisinden bahsettirir çalışmalarıyla gazetelerde ama internete bakınca çok bir şey bulamazsınız, bulduklarınız dişinizin kavuğunu doldurmaz…İşte tam böyle düşündüğümde Bant dergisinin geçen sayısında kendisiyle yapılmış röportaja denk geldim. Gönül ister ki adından daha çok bahsettirsin, duymamış biri kalmasın….

 

 

\

İlk çalışmalarında ışığı gölgeleri çok kullanmaz aslında, daha çok kağıttan heykeller yapar her birinin ayrı ayrı hikayesi olan. Sonra ince kağıtlar kullanmaya başlar, anlattığı hikayeleri ışıkla birleştirmek ise sonradan gelir aklına. Masasında duran çalışmaya camdan ışık vurur, keskin güneş ışığı keskin gölgeler oluşturur. Keskin gölgeleri sevmez Er, sonrasında homojen gölgeler oluşturmak için ışık kaynaklarından yararlanmaya başlar, keskin gölgeler yerine homojen gölgeler elde eder ve gölgelerle tamamlar anlattığı öyküleri..

\

Nermin Er, aslında sadece kağıtları kurgulamaz, aynı zamanda animasyon karakterleri de çıkarır ortaya ki çoğumuzun sevdiği karakterler de onun hayal gücünün ürünüdür. Her ne kadar Turkcell Tavuğu’nu pek antipatik bulsam da, Okan Bayülgen’in seslendirmiş olduğu beyin, kemik ve bağırsak karakterleri de Nermin Er’in ve ekibinin eseridir. İlk olarak 2000 yılında Mentalklinik’ de “Oyun” adlı sergiye, yine aynı yıl Bordeux’da bir grup sergisine katılır.
1 Ekim 2004’de ise ilk kişisel sergisini, Galeri Nev’de açar. 2003 yılında ise eserleri, İsrail’de düzenlenen “Walking İstanbul, Notes from Quarantine” adlı sergide sergilendi.

\

Peki malzeme kağıt olunca, o çalışmanın ömrü ne olur, nasıl korursun onları bozulmasınlar diye? Nermin Er, maddeye bağımsız olmayı vurgularcasına aslında bunun pek umurunda olmadığını söylüyor. Öte yandan çalışmalarının bir kısmını olduğu gibi muhafaza edebilmeyi başarmış zaten. Yine de yaptıklarının fotoğrafını çekmeyi ya da sergilerken onları cam fanuslara koymayı ihmal etmiyor. Aşağıda hırsız var sergisinde sergilemiş olduğu pasta şeklinde kentin görünümü var, sanki şehre şehrin dışından bakan biri gibi, şehrin nimetlerinin ona kocaman bir pasta olarak görünmesi gibi…

\

Çalışmaları sanki şehirle ormanın buluştuğu yerde başlıyor, hem kenti hem doğayı anlatıyor hikayelerinde. Kentten ormana, ormandan kente safiyane ama dikkatli bakışlar gibi… Sinekler, böcekler hikayelerinde hep rol alıyor. Nedenine gelince; çocukken de usta bir gözlemci olan sanatçımız büyüteçle incelermiş böcekleri, onlar hakkında kendi gözlemlerini not alırmış.

\

Nermin Er, hala Anima adlı animasyon şirketinde çalışmakta ve hayatımıza yeni yeni animasyon karakterleri sokma peşinde. Animasyon karakterlerinin yanı sıra kâğıtlarla kurduğu dünyaya dair kurduğu hikâyelerin devamını da merakla beklemekteyiz.

 

Read Full Post »


\

Bugün size sıradışı birinden ve yaptığı sıradışı işlerden bahsetmek istiyorum; Brian Dettmer ve Kitap Otopsileri. Brian Dettmer Amerikalı bir çağdaş sanatçı.

Ben kendisiyle bir yazımı hazırlarken tanıştım. O zamandan beri kendisinin çalışmalarını incelerken buluyorum kendimi, bence yaptıkları sıradan işler değil. Çalışmaları fazlasıyla özen ve sanatsal bir bakış açısı gerektiriyor.

\

1974’te Naperville, Illionis’de doğan ve büyüyen Dettmer, 1997’de Columbia Chicago College’da BA (Bachelor of Arts) derecesi aldı ve 2006’ya kadar hayatını Chicago’da sürdürdü. Öğrenimi ve sonrasında grafik ve işaretlerin, yer işaretlerinin tasarımı üzerinde çalıştı.

Brian Dettmer, Dictionary
Brian Dettmer, Dictionary
\

Aşağıdaki eserini tamamlamak için günde on saat olmak üzere beş gün çalıştığı bilinen bu sanatçının, eserlerine ne kadar özen gösterdiğinin kanıtıdır bu.

\

İlk eserlerinde anonim kodlar ve diller üzerinde çalışan Dettmer ayrıca Braille alfabesiMors alfabesi ve Amerikan işaret dillerinden esinlerek çalışmalar hazırlamıştır. 2000 yılından itibaren kitapları kesmek ve yapıştırmak üzere kullanmaya başlamıştır.

\

Eserlerini daha sonraları gazete parçaları ve kitap sayfalarını yapıştırırarak katmanlı parçalar haline getirip onları tuvaller üzerine yapıştırarak meydana getirmiştir.

World Science
World Science

Brian Dettmer okuduğu kitaplar hakkındaki fikirlerini, onları, eski kitapları oyarak bir nevi heykel haline getirerek ifade ediyor, okuduklarını bu şekilde yorumluyor.

\

Son dönem çalışmalarında ise Dettmer mevcut formu değiştirerek, hatta tamamen kaldırarak, yeni sanat eserleri meydana getiriyor. Detmer’in işinin büyük bir kısmını kitapların gövdesini değiştirmek başka bir forma sokmak oluşturuyor. Kendisiyle yapılan bir röportajda çalışmalarına sık sık malzeme olan eski kitapların, haritaların, çeşitli medya kayıtlarının bugün için bir krallık oluşturduğunu söylüyor.

\

Şu ana kadar Brian Dettmer’in dünyada birçok çalışması sergilendi, eserleri New York’ta ki Kinz Tillou Sanat Galerisinde, Chicago’dakiPacker Schopf Gallerisinde, San Fransisco Toomey Tourell’da, Barcelona Mito‘da, Toronto Edward Day Gallery’de yayınlandı.

Music Of The World
Music Of The World

2006’da Atlanta’ya yerleşen sanatçı Dettmer hala orada yaşamaktadır.

Sanatçının bundan sonraki çalışmalarını merakla takip edeceğim ve eğer kendisinden bir cevap alabilirsem kimbilir kendisiyle yaptığım bir röportajla bile karşınıza çıkabilirim!

Read Full Post »

Older Posts »