Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘roman’


Geçenlerde seni ne kadar özlediğimi fark ettim. Bu aralar cok okuyorum, cok not alıyorum; kendimce yeni ve sağlam bir yolda yürüdüğüme inanıyorum. Hayatımın dinamikleri değişiyor, ben daha yenisine alışamadan hem de. Hızlı bir hayat sürüyorum, ama üzgün ya da pişman değilim. Sadece bos gecen zamanima uzuluyorum. Yaşadığım tek pişmanlık yıllar once bu bilince sahip olamamak ama zararın neresinden donsen kardir derler bizim buralarda. Beni anladığını umit ediyorum. Fırsat buldukça tekrar tekrar okumak istediğim kitapların var.

Bu arada aklima gelmişken birileri guzel bir seyler yapmış kitaplarını tek bir kitapta toplamışlar. O kadar beğendim ki anlatamam. Yakinlarda dogum günümde yok ama dileğim birinin bana boyle bir hediye alması. Neyse daha fazla uzatmayayım. Daha okunacak cok şey var.

Sevgiler.
Galanthus

20120127-003344.jpg

Read Full Post »


Tess gerritsen’i ne kadar severek okuduğumu, yazdıklarını ve yazmak icin feda ettiklerini ne kadar takdir ettigimi de azıcık blogumu kurcalayacan bilir. Arkadaslarıma kitap önerirken bile tip kariyerini yarıda bırakmasından başlayıp konuyu oyle kitaplarına getiriyorum. Tamam, kabul; kitaplar konusunda bazen sıkıcı olabiliyorum ama ne yapabilirim kitaplardan bahsederken yüzüm gülüyor. 🙂 İnsan her zaman sevdiği seyleri yapmalı, ben de ucundan kıyısından da olsa sevdiğim seyi bu blogum amacıyla yapıyorum… Haa bir de fotograflarım var.

Neredeyse her romanını okumaya çalıştığım bir yazarın son romanlarından birini kitapçılarda görünce büyük bir iştahla saldırdım ve Ekim basında bitirme fırsatını buldum. Okumak ve onların hakkında yazmak benim icin cok büyük bir keyif olsa da hemen yazamıyorum ya da taslaklarda bekleyen diger yazılarımın üstünde çalışıyorum.

Tip kariyeri Tess Gerritsen’e cok şey kazandırmıştır eminim ama benim gibi detay mantıklarına okurken cok büyük keyif aldirdigini düşünüyorum. Bence o polisiye gerilim türünün en iyi yazarlarından. Belki saf edebiyat severler kendisini o kadar da sevmeyecekler ama bence icinde anlatım bozuklukları bulunan bir sürü kitap yazmış bir cok yazarın yazdıklariyla karşılaştırıldığında eger acımasız yorumları varsa o kadar da acımasız olamacaklar bence.

House MD seyretmeye başladığımdan beri de tıbbi konularla ilgili olan her seyi daha cok seviyorum. Zaman zaman bu kendi kendime teşhis koymama sebep olabilse de 🙂
Ancak bu kitapla birlikte arkeolojiye olan ilgim bir tık arttı.

Bu sefer ki katilimiz gecmisten gunumuze firlamis gibi: kurbanlarini mumyalayarak dedektifimizin karsisina cikariyor ama aslinda karsisina cikmak istedigi kisi başka. Amacına tam olarak ulaşamasa da sonunda istediğini yapiyor. Sonunda ise tum bu olayların yaşanmasında parmağı olan kisiyi dedektif Rizzoli tabii ki yakalıyor. Kitapta olan olaylardan bahsetmek istemiyorum ama bu kadarla cok bile bilgi verdim. Dua edin katilin usak olmadıgını söylemedim!

Bence gerilim zor bir tür. Ne kadar küçümsesek bile yazması hic de o kadar kolay degil. Ardında olan emegi göz ardı etmemek lazım. O yuzden bir gun ortaya bir kitap çıkarabildigimde bunun ne üzerine olacagini tahmin etmekte zorlansam bile gerilim yazmak isterdim. Hatta bir kac gerilim öykümü Gani Mujde’ye gönderdiğimde oldukça beğenmişti: cevap olarak yazdığı maili hala saklarım ve aklima geldikçe kendime gururlanmama sebep olur.

20111015-234639.jpg

Read Full Post »


Amin Maloouf’u özledim dedim, Alper Canıgüz yeni rotam dedim, size söylemeyip de içimde tuttuğum o kadar çok şey var kiii ve bendeniz tüm bunların hepsini bırakıp gidip Jodi Picoult’u seçtim kitaplıktan! Bazen kendime ben bile hayret ediyorum! Az biraz kızgın gibi görünüyorsam üstünüze alınmayın lütfen, tüm sinirim kendime çünkü ruhumun en kırılgan olduğu zamanlardan birinde kendimi daha çok yaralamak istermişim gibi gidip dramların kraliçesini seçmişim.

Bilmeyenler ve hor görenler için küçük bir özet geçeyim, Jodi Picoult Kız Kardeşim İçin ve Cam Çocuk gibi insanı damardan yazdıklarına bağlayan kitapların yazarı. Başarılı mı derseniz, açıkçası ilk okuduğum kitabı Kız Kardeşim İçin’di ve oradaki hukuki ve tıbbi ayrıntılar beni çok etkilemişti, hele benim gibi kız kardeşlik kurumundan dolayı zaman zaman ağzı yanmış biriyseniz kitap daha da sizi bir sarıyor. Cam Çocuk ise yine başka bir damardan kitap. Yine hukuki ve tıbbi ayrıntılar ve olayların tam düzelecekken bir anda her şeyin sarpasarmasıyla insanın kendni nasıl bir cendere içinde sıkıştırabileceğini gösteren bir kitap. Kısacası Picoult her kitabında insanı sürekli vicdanıyla başbaşa bırakan bir yazar, her adımda ben olsaydım demekten ve sonuçlarını düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Edebi olarak belki ağzınızın suyun aktıracak seviyede değil, belki kendisinin popüler olduğundan dolayı köşeye fırlatmış olabilirsiniz ama okumadan da geçmeyin derim ben.

Peki YapBoz ne anlatıyor, benim can damarımı, en çok yakan şeylerden birini anlatıyor. Bir çocuğun tacizini, tecavüz edilişini ve ailenin bundan sonraki yaşadıklarını. Gerçek bir olay değil elbet, ama bir çok ayrıntı var ki, sizi gerçekliğine hapsediyor. Öyle bir kitap okurken ağlayacaklardan biri değilim elbette ama ne yalan söyleyeyim, Cam Çocuk’u okurken kendimi tutamayıp ağlamıştım. Zaten bu okuduğum üç kitabı içerisinde bence en iyi kitabı da oydu. Kitap fuarında çevirmeniyle konuşurken o da benimle aynı düşüncedeydi.

Tekrar YapBoz’a gelmek gerekirse, gerçekten kafanızda her adımda bir yapbozu tamamladığınızı düşünüyorsunuz, ama bir adım sonrasını gördüğünüzde sadece yerleştirdiğinizi sadece küçük bir parça olduğunu unutuyorsunuz.  Bugünlerde Kayseri’de 3 çocuk haberinden sonra bu konuda yazmak daha da zor oldu. O yüzden daha fazla detay veremeyeceğim. Ama ne zaman okunması gerekir derseniz, bence en uygun zaman bu zamandır.

Bu kitabı okurken en kötü şey ise, empati kurmak. Yargı sisteminin hiç bir şey yapamayacağını bildiğiniz bir durumda, cezayı kendiniz kesebilir miydiniz?

İdam mı, hadım edilmek mi tartışmalarının yer aldığı şu sıralarda yargı sistemini hele ülkemizdeki hukuk ve yargı sistemini sorgulamak için ideal.

Peki siz, hangisini isterdiniz? İdam geri mi gelmeli, yoksa hadım mı edilmeli? Şu detayı da unutmamak gerekiyor, bir tecavüzcü için en uygun ceza kulağa hadım edilmek gibi gelse de onun öfkesini bastırmak isteyen cani, can yakmak için başka şeyler bulacakmış gibi geliyor.  Çok derin ve çok acıtan mevzular..

Read Full Post »


Stefan Zweig‘in Clarissa‘sı altını üstünü renkli kalemlerle çizdiğim bir kitap oldu, detaylarını başka yazıda anlatırım. Ama bu kitaptan sonra Adalet Ağaoğlu‘nun Fikrimin İnce Gülü’ne hemen başlamak istedim. Bir kaç sayfasını okumuş olsam da bir ara vermek istedim. Kısa bir nefes alma gibi olmalı diye düşündüm. Artık kitaplarımın tümünü göremediğim kitaplığımın önüne geçince bir kaç git gelden sonra gözüm Simon Beckett‘in Ölümün Kimyası’na takıldı.

 

Bilenler bilir Tess Gerritsen bence gerilim romanının duayenlerinden biridir,hele o tıbbi detaylar. Kendisi benim için özel bir yazardır, hele tıp kariyerini yazarlık için bırakması ona dair ayrı bir detaydır. Beni gerilim yazmaya daha çok heveslendirmesinin yanı sıra, tıbbi alt yapısından dolayı anlatılan detayların kurgu olmaması insanın ağzını sulandırır. Konumuz Tess Gerritsen değil dediğinizi duyar gibi oldum. İşin özü şu ki, kitabın kapağında “Bu yıl okuduğum en iyi gerilim romanı” yazıyordu ve bunu söyleyen Tess Gerritsen’di. Biliyorum, bu tavsiye yazıları her zaman gerçeği yansıtmıyor, çoğu nezaketen yazılmış oluyor. Ama bu sefer ki gerçek çıktı!

Simon Beckett, biz gerilim romanı severler için 3 kitaplık bir seri yazmış ve bu daha ilk kitaptı. Ölümün Kimyası ne yapacağını şaşırmış bir adamın, geçmişinden biraz da kendinden kaçmak için Manham adlı, şehirden uzak bir kasabaya pratisyen hekim olarak yerleşmesiyle başlar. Orada yaşadığı 3 sene sonunda kendini oralı sayan kahramanımız, Dr. David Hunter bunun doğru kasabada ardı ardına işlenen cinayetlerle keşfeder. Doktorumuzun kimsenin bilmediği bir sırrı vardır, o da aslında uzman, aranılan bir antropolog olmasıdır.

Heyecanını kaçırmamak için kendimi tutup; devamını anlatmıyorum, ama katili hep tahmin ederim diyenlerdenseniz, bu sefer biraz yanılacağınızı tahmin ediyorum. En azından ben yanıldım!

Serinin ilk kitabı İthaki Yayınları’ndan Kasım 2010’da yayınlandı. Devam kitapları da yakın yayınlanacağa benziyor.

Bu hafta sonu o yorgunluğum arasında, hafta sonunun yarısını uyuyarak geçirmeme rağmen iki günde kitabı bitirmiş olduğumu söylersem, ne kadar sürükleyici olduğunu da tahin etmiş olursunuz.

Ben o bahsettiğim arayı vermiş oldum, bir nefes aldım. Darısı diğer kronik yorgunların başına.

 

Read Full Post »