Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘ressam’


Duymuşsunuzdur, hatta belki de benim gibi onu yap, oraya git ya da gideme gibi dertleriniz olmadığı için gitmişsinizdir de; Frida Kahlo ve Diego Rivera’nın daha önce yayınlanmamış toplam 40 eseri, 23 Aralık’tan beri Pera Müzesinde sergileniyor.

Frida, “Hayatta başıma iki korkunç kaza geldi, ilkinde bana bir otobüs çarptı, diğerinde Diego” diyen güçlü kadın, çektiği tüm acılara rağmen hastanedeki yatağında bile elinden fırçasını bırakmayan kadın, tabiri caizse boya yerine acılarını kullanan ressam. Sanat mı acıyı doğuruyor, acı mı sanatı? En güzel yazılarını yaşadıkları zor zamanların ardından yazdığına inanan yazarlar, onun tablolarına baktığında ne hissediyorlar?

Hasta yatağımda yatarken aklıma getirip de güç bulduğum ressam, senin neler çekmiş olduğunu düşünüp de kendi yaralarımdan sıyrılmaya çalışmışken onca süre, senin eserlerini bir “Fil”e olan aşkını görmemek olur mu? 20 Mart’a kadar…

Read Full Post »


The Empty Mask, 1928

Image via Wikipedia

Sürrealizmin en önemli temsilcilerinden biridir, René François Ghislain Magritte.

21 Kasım 1898’de Belçika’da Lessines Şehrinde bir terzi ve bir kadın şapkacısının en küçük çocuğuydu doğduğunda.

\" \"

1910 yılında ilk çizim derslerini almaya başladı. 1912 yılında annesiSambre Nehri’ne atlayarak intihar etti.

Magritte, talihsiz bir şekilde annesinin suda çıkarılışına tanık oldu, annesinin cesedinin suyun üstünde nasıl yüzdüğünü ve annesinin kafasının nasıl kıyafetleriyle örtündüğünü gördü.

Bunun etkisiyle 1927- 1928 yıllarında çizdiği Les Amants serisini çizdiği söylenir, kendisi bunu kabul etmeyip bu açıklamadan hoşlanmasa da.

\" \"

1918 yılına kadar iki sene boyunca Académie Royale des Beaux-Arts’a devam etti.

1922 yılında askerliğini tamamladıktan sonra, 1913 yılında tanışmış olduğu çocukluk aşkı Georgette Berger ile evlendi.

\" \"

Önce bir duvar kağıdı fabrikasında çalıştı burada çizimler yapıp motifler üreten Magrette, afiş ve reklam tasarımcılığı da yaptı. Daha sonra 1926 yılında Brüksel’deki Galerie la Centaure ,resim galerisi ile tam zamanlı bir anlaşma imzaladı.

1925 yılında ilk gerçek üstü resmi olan ‘Kayıp Jokey’i (Le Jockey Perdu) yaptı. 1927 yılında ilk sergisini Brüksel’de açan Magrette, bu sergide 61 adet eser sergilemiştir, ancak bu sergide ağır eleştiriler aldı. Eleştirilere dayanamayan ressam, depresyonunda etkisiyle Paris’e yerleşti. Pariste Andre Breton ile tanışır ve gerçeküstücülerin arasına girmiş oldu.

\" \"

Paris’te Edward James, gerçeküstücülüğe ve gerçeküstü akımını desteklemesinden dolayı ressama kirasız kalabileceği evini verdi ve belki de Magritte James’e olan borcunu iki eserinde ona rastlamamızı sağlayarak öder; The Principle Pleasure ve La Reproduction Interdite.

Breton ile birlikte sanatsal gelişmeleri daha yakından takip edebilmek için Paris yakınlarındaki Perreux- sur- Marne’ye taşındı. Burada bir çok gerçeküstü akımıyla ilgilinen çevreyle tanıştı.

II. Dünya savaşı sırasında,Almanya Belçika’yı işgal ederken Belçika da bulunan Magritte ile Breton arasında bir kopukluk olur, kariyerinin başındayken resimlerindeki karanlık temayı bırakmış olan Magritte bir süre sonra tekrar o karanlık ve kasvetli havayı eserlerinde hissettirecekti.

1929 yılında İspanya’ya giden ressamın gerçeküstücülerin bütün tartışma ve çalışmalarına katıldı La Revolution Surrealistedergisinin son sayısından eserleri yayınlandı.

Paris’ yerleşmeden önce sahip olduğu resim dilini 1930 yılına kadar geliştirme olanağı bulmuştur.

\" \"

1930 yılından 1940 yılına kadar olan süre ressamiçin ekonomik anlamda sıkıntılı olsa da kariyeri yükselişe geçmişti, resimleri bütün önemli gerçeküstü sergilerde görünmeye başlandı; 1936 yılında New York Julian Levy Galerisi’nde ve 1938’de arkadaşıMesens’inorganizasyonuyla Londra’da sergilendi. 1965 yılında yine Amerika’da Modern Sanat Müzesinde eserleri sergilendi.

Ressam 1967 yılında pankreas kanserinden vefat etti ve Brüksel’de ki Schaarbeek Mezarlığı’na gömüldü.

Rene Magritte’den bahsedipte İmgelerin İhaneti adlı eserinden bahsetmemek olmaz ve evet o bir pipo değildir sadece bir piponun görüntüsüdür.

Sanatçı eserlerini şöyle anlatır; “Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz, benim resimlerimi gören biri kendi kendine şu basit soruyu sorar: ‘Bunun manası ne?’ O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir.”

\" \"

Read Full Post »


Hollanda’nın altın çağında yaşayan bir ressam… Işığın ve gölgelerin ressamı… Birbirinden değerli 38 adet self portre… ve daha nice portreler, gravürler… Bahsettiğimiz kişi tam adıyla Rembrandt Harmenszoon van Rijn.

\

17. yy’ın önemli resim ve baskı ustası Rembrandt Harmenszoon van Rijn 15 Temmuz 1606 Leiden , Cornelia ve Hermen Gerittz’in oğlu olarak Hollanda’da dünyaya gelir. Bir değirmencinin oğlu olan Rembrandt’ın ailesi onun eğitimiyle yakından ilgilenir.

Tanrı bilim, klasik edebiyat ve tarihe ağırlık veren bir ortaöğretim döneminden sonra Leiden Üniversitesi’nde öğrenim görür. Öğrenimi sırasında Jacob Van Swanenburg’un takdirini kazanır ve öğrencisi olur. Ne ilginçtir ki, Swanenburg hakkında az bilgiye sahip olabiliyorken, Hollanda’nın altın çağında yaşayan Rembrandt adını Işığın ve Gölgelerin Ustası olarak tarihin tozlu sayfalarına yazdırmıştır.

//

 

\

1625 yılında Leiden’de arkadaşı ve meslektaşı olan Jan Lievens ile bir stüdyo kurar ancal 1627 yılından itibaren öğrenci kabul etmeye başlar ve öğrencilerinin arasında Gerrit Dou ismi öne çıkar. 1629 yılında ise matematikçi Christian Huygens‘in babası Constantijn Huygens tarafından keşfedilmesiyle, Rembrandt prens Frederik Henrik tarafından tablolarının ilgi görmesi ona adının duyulmasında büyük fayda sağlamıştır.

\

1630’lu yıllar ise Rembrandt’ın sanatını geliştirdiği yıllar olarak bilinir, Leiden’dan ayrılarak Amsterdam’a yerleşir ve burada Peter Lastman‘la çalışır, yaptıkları çalışmalar Rembrandt’ın tarih konulu resimler yapmasında yardımcı oldu. Bu dönemde birçok portre siparişi alan Rembrandt burjuva sınıfının da etkisiyle ününü iyice arttırır, çünkü o dönemde burjuvalar kendini topluma beğendirmek amacıyla ünlü ressamların yapmış olduğu portre siparişleri verirler. (O dönemde portre ressamlığı oldukça önemlidir.)

Gece Nöbeti
Gece Nöbeti

1632 yılında Rembrandt, ilk grup portresi olan “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”ni yapar. Bu resmin önemi tarihsel bir belge niteliği taşımasıdır, çünkü Cerrahlar Loncasının bir kadavrayı incelemek için katıldığı konferansı tasvir eden Rembrandt, Loncanın üyelerinden birinin eline katılımcıların listesini tutuşturur! Böylece Hollanda’ya özgü olan bu grup portresi hatıra resmi olmaktan çıkar ki Rembrandt eserleri salt hatıra resmi olmaktan ötedir.

Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi
Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi

Rembrandt komposizyonlarında spiral yerleştirme ile chiaroscuro tekniğini ustaca kullanır, ayrıca hiç İtalya’da bulunmamış olmasına rağmen İtalyan ressamların etkisinde kaldığı resimlerinden anlaşılır, yaptığı manzara resimlerinde olanı olduğu gibi resmetmek yerine hayal gücünü kullanır ve de uygun gördüğü yere harabe bir kilise sıkıştırabilir. Ayrıca kalın fırça darbeleri kullanarak ancak uzaktan algılanabilen kompozisyonlar oluşturmuştur.

1634 yılında Saskia Van Uylenburg ile evlenir. Saskia aynı zamanda Rembrandt’a modellik yapar. Çiftin evliliği büyük bir mutlulukla başlar ama bu şekilde devam etmez, çiftin birkaç aydan fazla yaşayamayan iki çocuğunun üzerine Rembrnadt’ın savruk ve müsrif yaşam tarzı da ilişkilerini etkiler ki daha sonraları Rembrandt’ın iflas ettiği açıklanır.

Saskia 1641 yılında oğlu Titus’un doğumundan sonra vereme yakalanır ve doğumun verdiği güçsüzlüğün etkisiyle ölür, mirasını oğlu Titus’a ve başka biriyle evlememesi şartıyla Rembrandt’a bırakır. Rembrandt böylece tek yaşayan çocuğuyla baş başa kalır. Titius’un bakımını sağlamak için bir çiftçini karsını işe alır ancak daha sonra bu hanım kendisinin metresi olacak olan Geertje Direx’dir. Geertje Direx’le ilişkisi duyulan Rembrandt’ın kiliseyle olan bağları koparılır ve bir süre sonra dostları ve öğrencileri de onu yalnız bırakır. Evde dönemin hijyen koşullarına hitap etmeyen hayvanlar beslemeye başlar ve ülkesinde adı lekelenir buna rağmen hala diğer ülkelerde tablolarına ilgi gösteren sevenleri vardır.

Rembrandt kural dışı bir hayat sürer ve bu durum oldukça kınanır,müsrifliğinden de dolayı zor zamanlar başlar; yıldızı yavaş yavaş sönmeye başlamıştır. Geertje’ye yazdığı vasiyetnamesinde tüm mirasının Titus’a bırkaır ancak o sırada başka bir kadınla, Hendrickije Stoffels ile ilşkisi ortaya çıkar. Bunun üstüne Geertje ressamı kendisini evlilik vaadiyle kandırmaktan dolayı dava eder ve bu davayı kazanır, Rembrandt artık Geertje’ye nafaka ödemek durumundadır. Bunun üzerine Rembrant Geertje’yi Saskia’nın mücevherlerine el koymakla dava eder, dava sonuçlandığında Geertje kadın ıslah evine yerleştirilir ve Rembrandt hala nafaka ödemekle yükümlüdür.

İflasından sonra mal varlığı komik rakamlara satılır, bu dönemi Hendrickije metanetle karşılar.

Bu arada Rembrandt meslek birlikleri ile aralarını kısmen de olsa düzeltir ve yeniden siparişler almaya başlar.

Oğluna çok düşkün olan ressam, Saskia ve Hendrickije gibi onu da model olarak eserlerinde kullanır, oğlu babasının yoğun sevgisine karşılık zor zamanlarında destek olur.

1663 yılında vasiyetinde “karısı” olarak adlandırdığı Hendrickije’yi de kaybeden ressam, ödemesi gereken borçlarını ödemek için son çare olarak karısı Saskia’nın mezarını dahi satar.

1648 yılında ise oğlu Titius’u da kaybedince yıkılan ressam, hayatının son dönemlerinde kendini resime verir.

\

Ressamın en önemli eseri 1642 yılında resmettiği “Gece Nöbeti” olarak bilinir, ancak bu resim Belediye binasına sığdırılması için tüm kenarlarından kesilir. Oluşan kirden dolayı geceleyin tasvir edildiği düşünülür, ancak değildir, aslında eser gündüz tasvir edilmiştir.Hayatının son dönemlerinde tüm yakınlarını kaybetmiş ressamın antika eşya ve resim koleksiyonculuğu yaptığı da bilinir.

\

4 Ekim 1669 yılında ölen sanatçı yaklaşık 600 yağlı boya, 300 gravür, 1400 desen üretti. Birçok öğrenci yetiştirmiş olmasına ve hatta servetinin bir kısmını öğrencilerden aldığı ücretlerden sağlamasına rağmen öğrencilerinden çok azı kendi tarzını oluşturabilmiştir. Diğerleri neredeyse Rembrandt’ın eserlerinden ayrıt edilemeyecek derecede benzer çalışmalar ortaya çıkarmıştır.

Read Full Post »


30 Aralık 1842’de doğan Osman Hamdi Bey’i bir çoğumuz eserleriyle tanıyoruz; hatta belki de en önemli eseriyle: Kaplumbağa Terbiyecisi.

Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey

Ancak Osman Hamdi Bey, sadece Türk resim sanatı açısından değil aynı zamanda Türk müzeciliği açısından çok önemli ve değerlidir. Kendisi ilk Türk müzecisidir ve Gülhane’de bulunan, ilk Türk müzesi olan “Arkeoloji Müzesi”ni kurmuştur. Bu bilgiyi üzülerek söylüyorum ki ben de biraz geç edindim, kimin kurduğundan habersizce gittiğim İstanbul Arkeoloji Müzesi gezisinde Osman Hamdi Bey’in büstü ve müzenin kuruluş ve kazı çalışmalarını sırasında çekilen fotoğraflardan oluşan panolar sayesinde öğrendim.

Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey

Babası İbrahim Edhem Bey, Osmanlı Devleti’nde Avrupa’ya eğitim için gönderilen ilk dört gençten biridir. Bunun Osman Hamdi Bey’i hem Osmanlı kültürüne göre hem de batı terbiyesinde yetiştirilmesinde etkili olduğu düşünülüyor. Osman Hamdi Bey, bulunduğu toplumun kültüründen, o dönemin yaşam şartlarından pek uzaklaşmadan, özünü reddetmeden batı kültürünü başarılı bir şekilde hayatına yansıtabilmiş biridir.

Türk müzeciliğinin kurusucu kabul edilen ressam, aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mektebi‘nin (bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin) kurucusudur.

Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey

1856 yılında Maarif-i Adliye’yede öğrenim görmeye başlayan Osman Hamdi, 1960’ta (bazı kaynaklara göre 1857, ancak kaynakların birçoğu 1960 olarak belirtiyor) babası tarafından Paris’e hukuk eğitimi görmek üzere gönderilir. Sadrazam İbrahim Edhem Paşa, çocuklarının da kendisi gibi Avrupa’da eğitim görmesini istemektedir. Ancak Osman Hamdi hukuk eğitimi ve resim eğitimini bir arada yürütmeye karar verir. Daha sonra ise hukuk yerine resim ve arkeoloji eğitimi görmeyi tercih eder ve o dönemin ünlü ressamları Jean-Léon Gérôme ve Gustave Boulanger‘in atölyelerinde çıraklık yapar. Jean-Léon Gérôme gibi dönemin ünlü oryantalist ressamlarından birinden ders alması onu da oryantalizmin kucağına iter. Eğitim aldığı sırada Paris Resim Sergisi’nde görev alır ve bu arada tanıştığı Marie isimli bir kızla evlenir. Ancak bu evliliği uzun sürmez, Türkiye’ye döndükten 4-5 sonra ayrılırlar. Bu evlilikten Fatma ve Hayriye isimli iki kızı olmuştur.

Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey’in 9 yıllık eğitimden sonra kendi isteğiyle mi yoksa ailesinin ricası üzerine mi döndüğü tam olarak bilinememekle beraber yapmış olduklarını göz önüne alarak kendi isteğiyle dönmüş olabileceğini söyleyebiliriz, çünkü bu topraklar için gerçekten değerli işler yapmayı başarmıştır kendisi.

Vazo Yerleştiren Kız
Vazo Yerleştiren Kız

Takvimler 1869’u gösterdiğinde Osman Hamdi Bey, eğitimini tamamlayıp yurduna döner ve Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü’ne atanır. Bağdat’ta çeşitli görüntülerin yer aldığı tablolarını bu dönemde yapmıştır. Bağdat’ta bulunduğu süre içerisinde bölgenin tarihi ve arkeolojisiyle ilgilenir ve ilk arkeolojik çalışmalarını burda yapar, bazı tarihi eserleri İstanbul’a gönderir.

\

1871’de İstanbul’a geri dönünce 1881 yılına kadar sarayda çalışır, buradaki görevi yabancı büyükelçilerin protokol işlerini idare etmektir. 1873 yılında düzenlenen Viyana Sergisi’ne birinci komiser olarak katılır ve burada yine bir Fransız kızla; Marie’yle tanışır. Kendisi Osman Hamdi Bey’in ikinci eşi olacaktır. Viyana Sergisi dönüşünde Osman Hamdi bey artık ilk eşi olan Marie’den ayrılmıştır. İkinci eşi olan Marie, henüz 16 yaşındadır ve daha sonra Naile ismini alacaktır. Bu evlilikten çiftin Melek, Leyla, Edhem ve Nazlı isimli çocukları olur.

\

1869 yılında kurulmuş olan İmparatorluk Müzesi’ne (Müze-i Humayun’a) atanması, Müze-i Humayun müdürü Dethier’in ölümünden sonra gerçekleşir. Bu sırada tarihler 1881’i göstermektedir. Osman Hamdi Bey’in müzeye müdür olarak atanmasında Ceride-i Havadis ve Ruzaname-i Ceride-i Havadis adlı özel gazetelerde yayınlanan tarihi eserlerin korunması hakkında yazmış olduğu yazıların katkısı olur.

İşte Osman Hamdi Bey’in Türk müzeciliği için yaptıkları bu tarihten başlar ve kendisi en çok 1881’den sonra yaptıklarıyla adını tarihe yazdırır.

Daha önce yabancılar tarafından başlanmış ve yarım bırakılmış kazı çalışmalarını devralır ve kaldığı yerden devam eder. Böylece ilk Türk bilimsel kazı çalışmalarına başlamış olur.

Osman Hamdi Bey‘in Türk müzeciliğine ve arkeolojiye katkıları bu kadarla sınırlı değildir; yapılan arkeolojik kazıları tek elden kontrol eden disiplinleri oluşturmuştur.

\

Osman Hamdi Bey, tarihi eserlerin yurt dışına rahat bir şekilde çıkıyor olmasının kendisine verdiği rahatsızlıktan ötürü tüzük hazırlama çalışmalarına başlar. 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ni kurar ve müdürlüğünü üstlenir. Aynı yıl hazırlamış olduğu Asar-ı Atîka Nizamnâmesi‘ni tamamlar ve kanun uygulamaya girer. 1840’ta Osmanlı’nın yabancılara kazı izni vererek kendi eliyle eser yağmacılığına izin verilmesine ancak bu kanunla dur denebilmiştir. Bu kanun haricinde o zamana kadar yabancıların kazılar yapmasına izin verilip ortaya çıkarılan eserlerin yurt dışına götürmelerine engel olunmasını sağlayacak hiç bir kanun yoktur. 37 maddeden oluşan bu kanunla tarihi eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklar. Ayrıca eserlere zarar verenleri tazminat cezasına çarptırmak için de maddeler bulunmaktadır. Osman Hamdi Bey’in yarım bıraktığı hukuk eğitiminin yararları burada görülür.

Kuran Okuyan Kız
Kuran Okuyan Kız

Nemrut Dağı, Sayda ve Lagina’da çeşitli kazılar gerçekleştirir ve yaptığı kazılarla ilk Türk arkeologu unvanını alır. Kendisi bu kazılarla ilgilenirken yakınlarını da başka kazılara yönlendirir. Aydın Tralles’te yaptırmış olduğu kazılardan mermer heykeller, Artemis’e atfedilmiş tapınağın frizleri ve birçok eser ortaya çıkarılır.

1883 nemrut kazıları
1883 nemrut kazıları

Sayda kazı çalışmaları sırasında İskender Lahiti‘ni gün ışığına çıkarmayı başarır. Açıkçası İskender Lahiti çok etkileyici… Kesinlikle müzede görülmesi gereken tarihi eserlerden biri.

1887 İskender Lahti ve Mezar odası
1887 İskender Lahti ve Mezar odası

Osman Hamdi Bey, artan eserlere bir binanın sağlanması ve bu binada tarihi eserlerin korunması için uygun koşulların sağlanması konusuna da el atar. Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e yerleştirilen eserler üst üste depolanmaktadır. Müzeciliğin yanı sıra, eser depolamak, onları korumak ve kaydetmek konusunda da bilgili olan Osman Hamdi bu konudaki çalışmalarına başlar. Bulunan eserlerin uygun koşullarda sergilenmesi, gerçek anlamda İmparatorluk Müzesi binasının yapılması için dönemin yöneticilerini ikna eder ve müze olarak inşa edilen ilk Türk binasının çalışmaları başlamış olur. Bina Alexandre Vallaury‘ye yaptırılır, müze için gerekli olan fotoğrafhaneyi, kütüphaneyi ve modelhaneyi tamamlatır. Temelleri 1881’de Muze-i Humayun olarak atılan yapı, 1891 yılında İstanbul “>Arkeoloji Müzesi tam anlamıyla hizmete açılır.

Arkeoloji Müzesi
Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji alanında başarılı çalışmaları ile adını iyiden iyiye dünyaya duyurur Osman Hamdi Bey. Fransız, Alman, İspanyol, Yunan müzeleri tarafından başarısı madalya ve nişanlarla kutlanır.

Bir yandan kazı çalışmaları bir yandan müzeyi geliştirme çalışmaları devam eden Osman Hamdi Bey‘i en çok resim yapmak mutlu eder ve resim yapmayı hiç bırakmaz.

Kaplumbağa Terbiyecisi
Kaplumbağa Terbiyecisi

1910 yılında İstanbul’da vefat eden Osman Hamdi Bey’in ölümü yurtta ve dünyada buyük yankı uyandırır ve üzüntü yaratır. Cenazesi oldukça fazla katılımın olduğu bir törenle uğurlanır.

\

Aslında o zamanın koşulları düşünüldüğünde Osman Hamdi Bey’in ne kadar ciddi işler başarmış olduğunu anlayabiliriz. Tarihi eserlere olan bakışı “nasıl olsa bizde bu taşlardan çok var” anlayışından kurtarıp müzeciliği başlatmasının yanı sıra yazdığı yazılardan tutun da müze olarak yeni bir binanın yapımı aşamasında olan emekleri göz ardı edilemez.

Şu an hala sergilenmekte olan İskender Lahiti, çivi yazısıyla yazılan ilk aşk şiiri, ilk evlilik sözleşmesi, ilk borç sözleşmesi gibi tabletlerin yanı sıra Kadeş Anlaşması gibi birçok döneme ait tarihi eser bulunmaktadır.

\

Tablolarına milyon dolarlar paha biçilen Osman Hamdi Bey’in evini ipotek etttirerek ve maaşına karşılık kredi talebinin Osmanlı Bankası arşivlerinde bulunması şahsım adına üzücü oldu.

Arkeoloji müzesi için naçizane eleştirim ise şu: Müze yetkilileri ışıklandırma ve bilgilendirme konusunda daha hassas davranmalılar; ışıklandırmanın yetersiz olmasından dolayı az da olsa birkaç eserin yeterince gözlemlenemediğini düşünüyorum. Ayrıca böyle bir tarihi birikimi bünyesinde bulunduran müzenin çok daha geniş bilgilendirme imkanı sunmasından yanayım.

Osman Hamdi Bey, İskender Lahiti ve daha pek çok eserin günümüze kadar yaşatılabilmesi, saklanabilmesi için aracılık etti, umarım biz de bunu sonraki nesillere akatarabiliriz. Eminim Osman Hamdi Bey de bunu isterdi.

Read Full Post »