Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘notos’


Hayal kırıklıklarıyla başlayan bir hafta oldu benim için, haber beklediğim bir yerden, haber gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleştim. Üzülmedim de diyemiyorum, ama üzüldüm de diyemiyorum. Hayırlısı demek, bu gibi durumlarda metanetimi korumama yardımcı oluyor.

Yoğun, sürekli koşturduğum ve genelde hiç bir  şeye yetişemediğimi hissettiğim bi hafta geçirdim. Öyle ki neredeyse hiç bir şey okuyamadım, keza yazmak da öyle; günlüğüme bu hafta bir sayfa dahi yazamadım.

Elimde olan kitapları en son saymıştım, Gece Güzelliği’ni bitireyim dedim ama elimde süründü kaldı. Pis mi pis bir huyum var, elimde uzun süre kalan bir kitap oldu mu sinir olurum kitaba da kendime. Halbuki kitabı elime aldığımda ben bunu bir günde bitiririm demiştim, bugün oldu hala okuyacağım. Bitireceğim elbet, kötü bir kitap da değil aslında ama beğenilerimiz çoğu zaman o an ki psikolojimize dayanıyor. Bende bu hafta yılgınlık vardı, okumaktan bile yılmışım gerisini siz düşünün.

Son zamanlarda kitapların içine gömüldüğümden bayağıdır ara vermiştim, Penguen ve Uykusuz haricinde genelde okuduğum dergileri köşeye ayırmışım. Ekim aynın Geo’su var mesela… Hepsini okumadım daha…

Ben de bugün attım kendimi dergilerin içine uzun süredir almadığım NTV Bilim’i, Ntv Tarih’i, Evrim Sümer’in Yüzleşmesini ve Demet Evgar‘ın pozlarını merak ettiğim için Vogue‘u ve Notos’u aldım çantama. Bu aralar farklı kafamı dağıtacak şeylere vermenin yararı olacağını umarak. (Maalesef hafta sonları çok kısa!)

Hepsine kısa kısa göz gezdirdim, içlerinde kaybolmak için sabırsızlanıyorum. NTV Bilim’de yien çok güzel makaleler buldum, hatta biri hakkında bir şeyler yazabileceğimi umut ediyorum. NTV Tarih,Vogue , Notos, çok farklı kulvarda dergiler ama hepsi çok hoş. Bu arada NV Bilim’in editör yazısında İnan Aran ismini farkettim, bu benim düşündüğüm İnan Aran mı emin değilim, ama eğer öylese benim için gerçekten sürpriz olmuş olur.

Bunların haricinde İZ dergisinde gözüm kaldı, yeni sayısı mıydı bilmiyorum ama yine, her zamanki gibi, güzel iş yapmışlar. Fotoğraflara bakarken içim gitti. Fotoğraf çekmesini de, bakmasını da çok özlemişim onu anladım. Fotoğraf aşkı hep içimde olacak, bunu anladım. Bir daha ki sefere kendimi bir yerlere attığımda İZ’i de alacağım. Her biri kolleksiyonluk sayı gibi…

Bir de yeni kitap siparişi verdim, haftaya onlar da gelir. Benim için yeni olan bir sürü yazarın kitaplarını aldım, onlar da gelince başlarım yine okumaya:) onların hakkında yazmaya. Ne de olsa, umduğum yerlerden haber gelmiyor, sevgilim bile yazar olabileceğime tam inanmıyor sanki, belki de bana öyle gelmiştir.

Bu arada kardeşim bugün dedi ki ; abla biz eski evimizdeyken bir dizi vardı onu seyrediyorduk ne güzeldi, cevabım hemen Hayat Ağacı oldu. Sonra aynı anda çok güzeldi dedik, di mi ya ne güzeldi o öyle, yoksa o zamanlarda onu seyretmek mi güzeldi? Ne dersiniz?

Reklamlar

Read Full Post »


Korkma ben varım

Bir insana bunu söyleyebilmek ne büyük bir güven, aynı zamanda  bunu duymak ne kadar büyük bir  mutluluk. İnsanın gerçekten  hayatında böyle korkmasını  engelleyecek ben varım  diyebilecek birinin olması ise ne  büyük bir talih, şans, kısmet nasip.

Murat Menteş’in aslında bu ikinci  romanı.

İlk romanı Dublorün Dilemması, henüz okuyamadım ama sabırsızlıkla okuanacaklar listesinde.

Murat Menteş’in Notos’la yapmış olduğu röportajı okumuştum, çok eğlenceli gelmişti, mesaj kaygısı olmayan ve edebiyat yapan bir gerilim yazarı. Evet, gerilim romanlarında bir sorun var heyecanı sürekli tutmak için edebiyattan ödün veriliyor ya da biz talihsiz türk okurları çok az ciddi gerilim romanı okuyabiliyoruz. Yabancı eserlerde yapılan öeviri hataları, zaman zaman özensizlik, çevirmeni mi yoksa yazarı mı suçlayacağımızı bilemediğimiz durumlarla karşılaşabiliyoruz bazen. Öte yandan sanki çok az gerilim yazılıyor.

Murat Menteş işte bence adını kazıyacak bir isim, izi geçmeyecek, geçici olmayacak.

İtiraf etmek gerekirse, Ersin Karabulut’un çizimleri de olmasaydı işin içinde belki bir süreliğine daha okumayı bekletebilirdim ama Ersin Karabulut adını görünce dayanamadım aldım, içimin çok sıkıldığı bir gün de kitabı okumaya başladım. Kitabı alır almaz ilk işim de çizimlere bakmak olmuştu.

Ne iyi etmişim bir bilseniz, daha kitabın ilk sayfalarından kendi yanağımı sıkasım geldi. Ne iyi bir şey yapmışım da almışım bu kitabı okumuşum.

Neymiş;  Türk edebiyatçıları da harika gerilimler yazabiliyormuş, hem de anlatım dilleri de çok güzel olabiliyormuş ve de okur sayfaları yalar yutarmış gibi okurken bir yandan da bitmesin istiyormuş. Normalde gerilim kitapları edebi değil ama vurucu cümleler doludur, altını deli gibi çizmeyi de pek istemezsiniz çünkü aslolan kurgudur ve o kurgu alıp sizi götürür kalemi elinize almanıza izin vermez. Ama Korkma Ben Varım’da kaleminizi en başından alın yanınıza, farklı kültürlere dair ilginç, komik atasözlerinin yanı sıra daha bir çok cümlenin altını çizeceksiniz. Belli mi olur, keşke ben yazsaydım bunu diye hayıflanabilirsiniz de…

Kitap sadece vurucu anlatımıyla değil kurgusuyla da çok güzel. Başarıyla kurulmuş olayların yanı sıra ilginç karakterler, ilginç karakterlerin ilginç isimleri ve ilginç kurumlar yer alıyor. Kocakarı büyülerinden, mafya içi hesaplaşmaları ve aynı kıza aşık olan iki erkek, doğa üstü güçler bile var,  daha ne olsun!

Bu kadar övgünün yanında hiç mi eleştiri yok diyeceksiniz. Elbette var olmaz olur mu, mesela kitapta daha çok  Ersin Karabulut çizgisi olabilirmiş!

Evde beni bekleyen bir sürü kitap varken şimdi ben Dublorün Dilemması’nı almayı ve okumayı planlıyorum. Onun heyecanıyla yanıp kavruluyorum hatta ve hatta yarın tatil olması sebebiyle kendimi en yakın kitapçıya atıp bu kitabı alacağım.

Meraklısına not: Bu kitabı okurken eğleneceksiniz de!

Read Full Post »