Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘mutluluk’


İstanbul uzun süredir görmediği bir yağışla başetmeye çalışa dursun, ben her sabah evde servisin gelişini hazır ve nazır  bekliyorum, servis gelemezse eğer işe gidemeyeceğimden dolayı içimde bir ümit… Sonra servis geliyor ve ben lapa lapa yağan karları, birikmiş kar yığınlarını aşarak işime geliyorum. Özellikle yaşadığım bölgede, inanmazsınız ama, ayak bileğimi aşan yerler var.

Güzel tabii kar yağışını evden seyretmek veya eve gideceğin garanti olduktan sonra karların içinde yuvarlanmak, ama aksi durumu düşününce her insan gibi ben de gerim gerim geriliyorum.

Yola çıkmadan önce kat kat giyinmenin yanı sıra azık sorunu olmasın diye tedbirli çıkmayı da düşünmüyor değilim ama çok şükür bugüne kadar aksilikler başıma gelmiş olsa da hiç yolda kalmadım:)

Yalnız iki gündür kar yağdıkça bana bir şeyler oldu; acıkıyorum! Normalden erken saatlerde acıkıyorum, sanırım yağışı seyretmek keyif veriyor ve bu keyifle beraber bir şeyler yiyesim geliyor!:)

Mesela evden çıkamayız diye dün normalde yapmayacağım kadar çok yemek yaptım, evde olursak yeriz diye düşündüm! Ve şimdi de eğer hem eşimi hem beni erken bırakırlarsa, evime gidip mükellef bir sofra hazırlayacağım: erken çıkışımızı böyle ödüllendireceğim! Ah hayaller, hayaller…

Not: Eğer erken çıkabilirsek bu postu hem yemek hem de kar fotoğraflarıyla güncellemeye çalıaşacağım. Ümit fakirin ekmeği ne de olsa!:)

Read Full Post »



Ruhumu tatile çıkardım bugün, dedim ki ona, sen çok hırpaladın kendini çok yıprattın ama dinlenmelisin artık. Dinlemek istemedi tabii ki beni, anlamak istemedi, kulaklarını tıkayıp kafasını sağa sola sallamaya başladı bir yandan da seni dinlemiyorum, dinlemiyorum, dinlemeyeceğim diye bağırıyordu. Çünkü içinde bir işkolik gizli, bir ben olmadan kimse yapamazlar sesi çınlıyor boş koridorlarında, ben olmazsam her şey yarım kalır. Belki de yarım kalan bir tek hayatımdır.

Hah şöyle! Bırak ben diye başlayan cümleler kurmayı bir köşeye. Hatırla geçmişini, mesela geçen senenin kasım ayını…hatırladın di mi yine böyle olmaz, ben olmazsam bir şeyler yarım kalır derken bir anda içinden bir ay kafa izni yapsam diye iç geçirmedin mi hani, hatta hatırlasana bir bahanem olsa da bir ay kimsecikler bana dokunmasa dediğin anı. Dua niyetine geçti belki de belki secret’ın sırrı gerçek oldu, belki pozitif düşünce gücü. Peeh! Palavra! Nasıl istediysen öyle oldu değil mi, sahiden bir süre kimsecikler sana dokunamadı…

\

Sonra ne oldu, bir anda her şey gri pembe bir toz bulutuna dönüştü. Plansız tatilinin ilk bir haftasını, hatta ikinci gününü. ..yaşadıklarını, olay yeri inceleme ekibiyle gidermiş gibi gitsene tekrar o hastanenin koridoruna. İlk damla gözyaşın daha gözünden akmadan annenin sana sarılıp ilk onun gözünden akan damlanın omzuna düştüğünü, kulağından uğul uğul sesler geldiğini. Düşüp bayılacak gibi olduğunu hatırlasana. Kafanda bin bir ihtimalin döndüğü günleri, sonra seni o noktaya getiren, kendine gözlerini bu kadar kapamana neden olan olayların nasıl zihninden birer birer geçtiğini, suçladığın insanları ve en sonunda tek suçlunun sadece ve sadece kendin olduğunu keşfettiğin anı hatırla!

Bir anda aklın ve ruhun birleşti, nasıl yoğun bir orgazm yaşadın, meni hem tatlıdır hem tuzlu değil mi ama?

Nasıl da kendi gözyaşlarınla duşa girip uzun uzun temizlendiğini, sonra her şeyin berrak olduğunu düşün ve hiç unutma. Hayatındaki hedeflerinin değil de senin mutlu eden şeylerin önemli olduğunun farkındaydın zaten de içindeki o küçük hırs kumkuması seni rahat bırakmıyordu, hep yeni hedef koyuyordu önüne… O kumkumayı susturdun bir anda, ya da susması gerektir, çünkü dünya tüm hızıyla dönmeyi durdurdu, ani bir fren yaptı ve sen sarsıldın.

İşte o zaman kafana gerçekten dank etti di mi, işte o zaman tüm gemilerini yaktın, işte o zaman mutluluk peşinde koşmaya başlayacaksan başlayacaktın. Bazen koşmadan da o mutluluğunun sana, kendi kendine geleceğini bilerek…

Evet, evet sen artık hatırladın her şeyi ve şimdi tatile hazırsın di mi bebek?

\

İşte mutluluk geldi , kapında bekliyor.

Aç, dedi kapıyı.

I ıh açmam dedin, her mutluluğun sonunda ağlayacak bir şeyler bulurum ben.

Yok dedi bu sefer, bu sefer ağlayacak bir şey yok dedi.

Ben bulurum, dedin.

Ben ağlatmam dedi, ağlasan da beraber ağlarız.

Pes etmedi di mi o mutluluk, hiç pes etmedi, hiç vazgeçmedi.

Tek istediği senden hayatını kenara itmemendi, yarım bırakmamandı .

Sonra , sonra onunla beraber hayallerde yüzerken, kahkahalara boğuldum. Kah zor zamanları düşünüp mahzunlaştım, kah yüzümde güller açtı… her saniyesi ayrı güzeldi…

Evet dediğim gibi hazırım, ruhumu tatile çıkardım, aklımın iplerini saldım.

Şimdi ruhum geziniyor, bembeyaz bir otel odasında tülün rüzgarla elele içeri girmesiyle ben o bembeyaz otel odasında bembeyaz yataktayım, sabahın ilk ışıkları sızıyor gözüme yanımda sevdiğim, en sevdiğim, uzanmış sırt üstü koynundayım onun, nefes alış verişini dinliyorum, sessizim ki çıt çıkmasın diye, sessizim ki benim nefesim olsun diye.Bir saniye diğerine atıyor, diğer saniyede ötekine. Ben o sessiz nefes alışverişlerinin içindeyim, hepsini soluyorum, onun nefesi olmak, onun nefesinde bitmek istiyorum.

Birazdan çıkacağız, sokaklara atacağız kendimizi, dar beyaz merdivenlerden geçeceğiz. Ruhumun ferahlığını hissedeceğim her adımda, her nefeste. Sıkı sıkıya tutacak ellerimi, düşsem kaldıracak, düşse kaldıracağım. Allah ömür verdikçe yan yana, beraber olacağız. Arada bir hüzün sarsa da dünyamı, en azından o hep yanımda olacak.

Read Full Post »


Son iki haftadır bloğumu ihmal etmiş gibiyim, yazamıyorum, daha doğrusu yazdıklarımı tamamlayamıyorum. Ama bu sadece bloğum için geçerli değil, eskisi gibi arkadaşlarıma da zaman ayıramıyorum. Bir aralar bana sürekli sitem eden arkadaşlardan da artık ses bile yok, bu dönem sanırım önümüzdeki altı ay böyle devam edebilir; ne zormuş düğün hazırlıkları… Düğünlerle ilgili bir sürü blog ve detay var, zaman zaman ben de bloğumda paylaşayım diyorum, bazen de otur oturduğun yerde diyerek kendime çemkiriyorum. Kesinlikle benim kulvarım değil:) Genelde detaycı olan ben zaman zaman saldım çayıra mevlam kayıra desem de zaman zaman en ufak şeyleri kafaya takabiliyorum. Zaman da bu aralar işlerin yoğunluğuyla, yorgunlukla ve detaylarla geçiyor. Ama yazmıyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz, bir sürü taslak var elimde, okuduğum bir sürü kitap da var. Hepsinden zaman buldukça bahsedeceğim, güzel yazılar yazacağım.

İşte bu yazamadığım süreyi de yine eski yazılarımı toparlamakla geçireceğim, elimde bir kaç defter da var, gözden geçirilmesi gereken.

Kitap demişken değinmemek olmaz:) , bugünün benim için en büyük mutluluğu elime ulaşan fotokitap oldu. Kendi çektiklerimi de koydum, fotoğraflarımı da, bazı fotoğraflar ise kimselere bir şey ifade etmiyorken beni çok ama çok mutlu ediyor:) Bu mutluluğu da AFE’yle beraber yaşadım, bi’ de ailemle tabi:) O anlarda ancak benimle beraber olanlar anlar. Ayaklarımın olduğu bir fotoğraf var hatta, onu insanlara gösterirken biraz yüzüm kızarsa da benim için o mutluluğun fotoğrafı olacak. Bir gün çok çok iyi fotoğraflar çeksem de, o fotoğraf benim en güzel eserim olacak, daima. Ben mutluluğun resmini çizemedim Abidin, ama çektim.

İnşallah öykülerimin ya da ileride yazacağım romanlarımın basıldığını da görürüm, bugün nasıl fotoğraflarımı elime aldığımda bir yandan mutluluk bir yandan gurur duyduysam aynı şeyi onlar için de hissederim.

Tarihe not; Esra, mutlu.

Not: Uzmanlara göre, gülümseyen bir ifade gördüğünüzde siz de gülümsüyorsunuz, bu yüzden normalde eleştirsem de yazıya gülücükler serpiştiriyorum; sırf okur için yani.

Read Full Post »