Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘mikserdeki beyin’


Eski yazılarıma baktım da aslında neredeyse bir senedir Mikserdeki Beyin var hayatımda. Hani belki az gibi görünebilir ama beni ateşleyen aynı zamanda destekleyen olduğundan benim için çok özel bir dergi,  ayrı bir öneme sahip. Belki katkım çok az ama  ilk yazılarımı Mikserdeki Beyin’de yazdığım için belki de bu kadar önemli. Ayrıca içeriği kaliteli, çalışmalar ilham verici…

Bu süre zarfında dört tane araştırma yazısı yazmışım, yazmaya da devam edeceğim. Orası benim kendi kendimi eğittiğim yer, ne dilersem yazabileceğim, kapılarının bana hep açık olduğunu bildiğim yer… Bunun güveni çok başka.

 

Size küçük bir haber vereyim istedim Mikserdeki Beyin’le alakalı;

 

Mikserdeki Beyin bir süredir yeni sayılarıyla aramızda olamıyordu, nedeni ise kendini yenileme çalşmalarıydı.

 

Kendisi çok yakında yeni sayılarıyla arz-ı endam edecek, yeni yazıları okuyabileceğiz. Değişen yüzüyle hem yazarların tüm  yazılarına ulaşilabileceğiz, hem de bundan sonra sürekli güncellenebilecek. Öncekinden çok daha farklı bir yüzle. İnanın yeni yazımla içinde yer almaktan ne kadar sabırsızlanıyorsam yeni halini görebilmek için de  o kadar sabırsızlanıyorum.

 

Read Full Post »


Abartacağımı düşüneceksiniz belki ama bence bu adamın ismi bile farklı;  Stephen Wiltshire. Shire’nın Yüzüklerin Efendisi çağrışımı yapmasından ve Stonehedge’nin bu isimle çağrılan yerde olmasından ayrıca sanki o soyadı çekiyor beni. Hani bu adam hiçbir şey yapmamış olsa, yine de böyle soyadı olan birini görünce kendi kendime dur derim. Bu seferde dur dedim ve kendisi hakkında araştırma yaptım.

Efendim Stephen Wiltshire, nam-ı değer yaşayan kamera, o şehir manzaralarını neredeyse birebir olarak inanılmaz bir perspektifle çizen bir ressam. Kendisine bu şekilde hitap edilmesinin nedeni ise aynı zamanda fotografik hafızasının inanılmaz durumu.  Wiltshire, bir otistik ama aynı zamanda bir savant! Şehirler üzerinde helikopterle düzenlenen kısa bir tur sonucunda inanılmaz çalışmalara imza atabiliyor.

Stephen Wiltshire,  24 Nisan 1974 yılında Londra’da dünyaya gelir. Annesi Geneva, St Lucia’dan , babası Calvin ise Barbados Adası’ndan gelmiştir. Ailenin ikinci çocuğudur ve  kendinden iki yaş büyük kız kardeşi Annette ile beraber yaşar.  Üç yaşına kadar konuşamayan Wiltshire’ın sessizliği dikkat çekicidir ve diğer insanlarla iletişim kuramaz, bunu beceremez, kendine ait bir dünyası vardır ve iletişim kurmak için kullandığı bir dili yoktur. Calvin Wilthsire, Stephen üç yaşındayken bir motosiklet kazası sonucu hayatını kaybeder ve kendisine yine üç yaşında otistik teşhisi konulur. Otistik belirtilerinin bu olayla beraber tetiklenip tetiklenmediği ise bir merak konusudur.

Beş yaşına girdiğinde Londra’da Queensmill Shool’a gönderilir ve burada resim yapmaya ilgisi fark edilir. Bu oradaki öğretmenleri tarafından desteklenir. Daha sonraları resim yapmak Wiltshire’ın iletişim aracı olur, ilk başta hayvanları resmetmekle başlayan Stephen Wiltshire daha sonra Londra otobüslerini resmeder ve sonra da binaları. İnanılmaz bir perspektifi, doğuştan gelen bir yeteneği vardır. Sekiz yaşına geldiğinde ise okul da bir kitapta deprem hakkında fotoğraflar gördükten sonra hayal gücünü kullanarak deprem sonrası bir şehrin görünümünü oldukça gerçekçi bir şekilde çizebiliyordur. Bu arada kendisi klasik Amerikan arabalarına obsesif bir şekilde meraklıdır, onları çizmeni yanı sıra modeller hakkında ansiklopedik bilgilere de sahiptir.  Bu yaşına kadar hala konuşamayan Stephen ilk kelimesini dokuz yaşında dile getirir. İlk kelimesi; paper yani kâğıttır. Tam olarak konuşmayı dokuz yaşında öğrenir.

1987 yılında BBC’ni düzenlediği QED programına katılır.  Programın adı “The Foolish Wise Ones” , basit bir çeviri yapacak olursak akılsız akıllılar gibi bir şey denebilir ki bu Stephen Wiltshire anlatmak için uygun bir tabir denilebilir. Çünkü kendisi otistik olmasına rağmen diğer otistiklerden oldukça farklıdır.  O bir savanttır. Savat Sendromu matematik, müzik veya görsel alanda yetenekli otistiklerin yaşadığı sendroma verilen isimdir. Savant’ın kelime anlamı ise aslında bilgin, uzmanlaşmış kişi demektir. Bu otistiklerin neden yetenekli olduğu hala bilinememektedir. Bazı araştırmalar bu yeteneklerin bir sara krizi ya da kafaya alınan bir darbe sonucunda ortaya çıkabileceğini savunmaktadırlar, ancak bunlar ispatlanmış teoriler değildir. Stephen’ın durumunda ise acaba babasının ölümü acaba böyle bir yeteneği tetiklemiş olabilir mi sorusu gündeme gelmektedir. Ama sanırım Stephen’ın neden böylesine müthiş bir hafızaya ve yeteneğe sahip olmasının cevabını uzun bir süre bilemeyeceğiz..Programa geri dönecek olursak; programda Sir Hugh Casson ki kendisi Royal Academy’nin (Kraliyet Akademisi) eski yöneticisidir, tarafından Britanya’nın en iyi çocuk sanatçısı olarak tanıtılır. Bundan sonra çalışmaları dünya çapında ilgi görmeye başlar, birçok TV programında yayınlanır ve onun hakkında kitaplar yayınlanır. Bu arada kendi eserleri de kitaplaştırılır hatta üçüncü kitabı Yüzen Şehirler,  Sunday Times Bestseller olur. Ayrıca Stephen’ın eserleri sergilerde gösterilmeye de başlar.

2001 yılında BBC onun hayatını Fragment of Genius adlı belgeseline konu eder. Bu belgeselde Stephen Wiltshire Londra üzerinde bir helikopterle seyahat eder ve bu seyahatin sonunda yaklaşık üç saatlik bir süre sonucunda Londra’nın helikopterle görünüşünü gerçeğine yakın bir şekilde resmeder.

2003 yılının Ekim ve Kasım aylarında Londra’da Orleans House Gallery’de sergilenir, binlerce insan ziyaretine gelir.  Sergide Stephen’ın son yirmi yılda yapmış olduğun 150 çalışması sergilenir.

Mayıs 2005’de ise Stephen Wiltshire Tokyo üzerinde kısa bir helikopter turu yapar ve bunun üstüne Tokyo’nun detaylı bir panoramasını 10 metre uzunluğunda bir kanvasa resmeder ve bunu yaparken tek kullandığı hafızasıdır.  Daha sonraları bu çalışmasını Roma, Hong Kong, Frankfurt, Madrid, Dubai, ve Jerusalem üzerinde yapar.

Wiltshire’ın şu ana kadar yayınlanmış kitapları;

–          Drawings , 1987

–          Cities, 1989

–          Floating Cities, 1991

–          American Dream, 1993

2006 yılında Stephen Wiltshire, Kraliçe II. Elizabeth tarafından sanat alanında yapmış olduğu çalışmalarından ötürü Member of the British Empire madalyası ile ödüllendirilir. Yine 2006 yılının sonlarına doğru Londra Royal Opera Arcade’de yeni bir sergiyle eserleri sergilenir.

Wiltshire çalışırken sürekli müzik dinliyor ve bunun kendisine yardımcı olduğunu düşünüyor.

En son ruhani evi olduğuna inandığı New York’u, yirmi dakikalık bir gezinin sonucunda beş buçuk metrelik bir panoramaya sığdırmaya başardı.  Bu panorama Brooklyn’de bulunan Pratt Enstitüsü’nde sergileniyor. Wiltshire bu eseri üç günde tamamladı. Çizimlerinde ortalama 12 kalem kullanan ressamın eserlerini bitirmesi bir haftayı bulabiliyor. Şu ana kadar yaptığı en büyük panoramik çizimi ise 15 metre olan Tokyo’yu model olarak yaptığı çizimidir.

Stephen Wiltshire, diğerler insanlardan farklıydı, ama aynı zamanda diğer otistiklerden de verdiği tepkilerden dolayı farklı, , genel olarak gülümser ve verilen komutları yerine getirebilir durumdadır. Otistiklerde görülen genel davranış biçimleri ise daha çok kalemi eline aldığında gözlenir. Erken otizmin teşhisi ve aldığı eğitimin etkileri görülebiliyor.  Otizm zor bir hastalık ve tamamen etkilerini yok etmek gibi bir durum söz konusu değil. Ancak Wiltshire gibiler otistis ailelerine dünyanın neresinde olursa olsun, umut veriyor. Ne diyelim darısı diğer otistiklerin başına.

Kaynaklar;

http://www.otizmturkiye.com/genel/stephen-wiltshire-otistik-ressam.html

http://www.ntvmsnbc.com/id/25015967/

http://en.wikipedia.org/wiki/Stephen_Wiltshire

http://www.stephenwiltshire.co.uk/

http://www.dailymail.co.uk/news/article-557942/Revealed-How-autistic-genius-Stephen-Wiltshire-drew-amazing-picture-Londons-skyline.html

http://autisticsavant.blogspot.com/2008/04/stephen-wiltshire-human-cameraautistic.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Savant_sendromu

Read Full Post »


Mucize, Türk Dil Kurumu’na göre insanın aklının alamayacağı olay demek. Peki, size göre mucize ne demek? Rusya’da beş katlı bir binanın tepesinden kar yığınlarının üstüne atlayanların yaralanmaması mı? Ya da vücudunuzdaki oldukça iri bir kanser hücresinden basit bir ameliyatla, diğer organlarınıza sıçramadan kurtulmanız, hatta hayatınızın geri kalanını kemoterapiyle geçirmek yerine normal bir şekilde devam etmeniz mi? Bunlar belki de mucize diyebileceğiniz şeylerden biri değil… Ya da kafatasınızın içine giren, hatta tam olarak beyninizin sol lobundan bir kısmına hasar veren ve gözünüzün akmasını sağlayan bir demir çubuğa rağmen yaşamanız mı?

Phineas Gage, hayatının son zamanlarını sirklerde artık yerinde olmayan sol gözüyle ve beynine saplanmış olan o demir çubukla geçimini sağlıyordu ve “ Mucize Adam” olarak anılıyordu.

Yukarıda saydıklarımın sonuncusu hariç hiç biri belki de gerçek mucize sayılmaz. Ama onun ki bir mucizeydi…

Mucize Adam, Phineas Gage, sirklerde ucube olarak çalışıyordu, insanlara kafatasına saplanan, beyninin sol korteksini parçalayan o demir çubuğu gösterip buna rağmen yaşadım, yaşıyorum diyordu ve anlatıyordu tüm detayları.

Bir demir yolu işçisiydi, sıradan belki de mutlu bir hayatı vardı. Çevresi tarafından sevilen bir insandı. Vermont’ta demiryollarında çalışıyordu. İşi; tren yollarının yapımı için tümseklere, kayalara dinamit yerleştirip onları patlatmaktı.Dikkatli bir çalışandı ve dikkatli olması gerekiyordu.

13 Ekim 1848 yılında, Phineas Gage 25 yaşındayken -belki de sıradan bir gündü 13 Ekim- Phineas Gage bir kaza geçirdi. Her zaman ki gibi tümsekleri düzleştirmek için toprağı kazdı ve dinamitleri yerleştirdi. Bazı kaynaklara göre bir işçi o sırada Gage’in dikkatini dağıttı ve o sırada dinamitler patladı başka bir kaynağa göre ise Gage dinamitlerin üstünü tekrar kumla örterken dinamitler patladı.

Bu kaza sonucunda Phineas Gage’in ölmesi bekleniyordu belki de ama o zaman mucize adam diye anılamazdı değil mi? Phineas Gage ağır yaralanmıştı, kaza anında elinde iş yerinde kullandığı demir bir çubuk Gage’in sol elmacık kemiğinin altından girip kafatasının üst bölümünden çıkmıştı. Ancak Phineas Gage’in baygın bile değildi, bilinci açıktı. Doktora götürülürken hatta beynindeki demir çubuk çıkarılırken de bilinci açıktı. Yarası temizlendi, ancak doktorunu bilincinin açık olması şaşırtıyordu. Phineas Gage’in gözü aktı, yaraları iltihaplandı. Acı çekiyordu. Yara yerindeki enfeksiyon bir süre sonra iyileşti ve Phineas Gage artık hayatına kaldığı yerden devam etmek üzere hazırdı, sol gözü olmasa da. Tıbben iyileştiği kabul edilen Gage, bir süre sonra işine döndü, dönmesine ama sorumluluklarının bilincinde olan Gage yerine işe bir başkası dönmüştü sanki. Hiçbir işi tam olarak yerine getirmeyen, sorumluluktan kaçan, aksi biri haline gelmişti. Doktorlar Gage’in iyileştiğini kabul ediyordu ama ailesi ve arkadaşları Gage’in eski Gage olmadığını söylüyordu. Gaga hastaydı, değişmişti. Hastalığı, Dr Jeykll’ın sonsuza kadar Mr. Hide olarak kalmasıydı.

İşverenleri Gage’in bu davranışlarına tıpkı ailesi gibi anlam veremiyordu ve bir süre sonra Mucize Adam’ımız işten çıkarıldı. Bu bile umurunda değildi onun. Karakteri tamamen değişmişti, umursamaz, vurdumduymaz hatta küfürbaz, kavga yanlısı bir adam olmuştu. Hayatının geri kalanını sefil bir şekilde geçirdi, sirklerde kaza anında kafatasına saplanan çubukla gösteriler yaparak devam etti ve Hiçbir işte tutunamadı ve 37 yaşında ağır epilepsi nöbetleri geçirmeye başladı ve 21 Mayıs 1860 tarihinde öldü.

Kazadan sonrasına geri dönersek; Phineas Gage’in tedavisiyle ve kazadan sonraki süreçle ilgili elimizdeki kaynaklar doktorların notlarından oluşuyor. İlk olarak muayene eden Dr. Edward H. Williams’ın notlarında Gage’in durumu için getirildiğinde bilincinin açık olduğu ve sürekli kafatasına saplanan çubuktan bahsettiğine, Dr. Williams’tan sonra Gage’i muayene eden John Martyn Harlow’un notlarında ise Gage’in kendisini tanıdığı ve durumunun çok kötü olmadığını umduğunu söylediğine rastlıyoruz. Ancak daha sonra Gage’in durumu kötüye gitti ve de açık olan bilinci, düzgün konuşması kayboldu. Sorulan sorulara tek heceli kelimelerle cevap vermeye başladı. Arkadaşları ve ailesi kendilerini Gage’in ölümüne hazırlamaya başladılar, bu durumu kabullenmişlerdi.

Notlara göre, 7 Ekim tarihi Phineas Gage’in sağlığı için bir dönüm noktası oldu. Açıklanamaz bir şekilde sağlığı kendi kendine düzelmeye başladı. Bir ay içinde her geçen gün daha iyiye gitti durumu, artık evine dönmek istiyordu. Fiziksel olarak iyi olduğu düşünülen Gage Kasım ayının sonlarında ailesini yanına gönderildi. Giden kişi fiziksel olarak Gage gibi görünse de aslında kişilik olarak çok farklı biriydi.

Phineas Gage’in geçirdiği bu talihsiz kaza, bilim dünyası için bir kapı araladı. 1866 yılında Harlow Gage’in ailesi ile irtibata geçerek San Fransisco’da Lone Mountaine mezarlığından Gage’in kafatasını çıkardı ve çalışmalarına devam etti. Gage’in kafatasında çubuğun girdiği prefrontal korteksin kişiliğimiz ve davranışlarımızı etkilediği düşünülmeye başlandı. Beynimizin yapısı hakkında hala bilmediğimiz bir sürü şey var ancak bu olaydan sonra beynin aynı zamanda insan kişiliği ve davranışları hakkında etkili olduğu yönünde araştırmalar yapıldı. Malum kafatası halen Harward’da bir tıp kütüphanesinde sergileniyor ve ölümünden 150 yıl sonra dahi bu kafatası ve kaza bilim dünyasının ilgisini çekiyor. Gage’in geçirdiği kaza dijital ortamda yeniden canlandırılarak demir çubuğun tam olarak nereye hasar verdiği belirlendi.

Meraklıları için Antonio Damasio’nun Descartes’in Yanılgısı adlı kitabı tavsiye edilir. Ayrıca tam olarak aynı konuyu içermese de gerilim romanı sevenler için Tess Gerritsen’in Kan Gölü romanı da okunabilir, beyindeki değişimlerin insanların benliğini nasıl değiştirebileceğini, beyinin kalbin iyiliğini dahi yönetebileceğini hatta o iyiliği yok edebileceğini anlatmaya yönelik iyi bir gerilim romanıdır

Read Full Post »


Artemisia Gentileschi İtalyan ressam, erken barok döneminin önemli ressamlarından biri ve ilk kadın ressam ancak bugün hala konuşulmasının tek nedeni sadece resimleri değil, yaşadıkları ve yaşadıklarına bir tepki olarak yaptığı resimler, insanı ters köşeye yatıran cinsten… Aslında yaşadıkları bir kadın olmasının sonucudur, acı da olsa Artemisia birçok kadın gibi bunu çaresizlikle kabullenmez.

8 Temmuz 1593 tarihinde Roma’da dünyaya gelir, ressam bir babanın, Orazia Gentileschi’nin ilk evladı, tek kızıdır. Ressam baba Orazia, Artemisia’yı  ve erkek kardeşlerini atölyesinde eğitme isteği içerisindedir. Artemisia erkek kardeşlerine göre çok daha yeteneklidir. Erken yaşlarda eğitimini babasının yanında alır. Bu süre boyunca genç Artemisia renklerin nasıl karşılaştırıldığını, nasıl resim yapılacağını öğrenir. Artemisia’nın eğitim aldığı dönemlerde Orazia Gentileschi, Caravaggio’nun realistik çizgilerinden etkilenir, ilham alır ve Artemisia’nın tarzı da bundan etkilenir. Ancak Artemisia’nınkiler babasınınkilerden oldukça farklıdır, gerçekçiliği ile ciddi bir şekilde babasının çalışmalarından sıyrılır.

Annesi o 12 yaşındayken ölen Artemisia daha çok babasına sığınır ama babası Artemisia üzerinde baskı kurar, ona sanat kariyerinde çıraklıktan başka bir pay biçmez. Artemisia’ya okuma yazma bile öğretmez.

Artemisia aslında diğerlerinden, adını bilmediklerimizden biraz daha şanslıydı, kadınların sanat çevrelerince kabullenilmediği, dışlandığı bir dönemde yeteneklerini sergilemeye çalışmasına rağmen en azından babası ressam olan bir kızdı ve çıraklık dönemini babasının yanından geçirdi. Belki babası olmasaydı hiçbir zaman yeteneğini kullanacak bir alan bulamayacaktı ve de belki de hiçbir zaman ressam olamayacaktı, ama farklı bir bakış açısıyla bakarsak eğer birini suçlamak istersek belki de yaşadıklarından babasının da sorumlu olduğunu sonucuna çıkabiliriz.

Artemisia Gentileschi ilk çalışmasını 17 yaşındayken, babasının yardımlarıyla yapmış olsa da ilk eserini 1610 yılında Susanna and the Elders’ı tamamlar. Bu eser Artemisia’nın realistik çizgilerden etkilendiğini gözler önüne serer. İki adamın bir kadını seks emelleri konusundaki bezdirmelerini anlatan bu eser yapılan birkaç Susanna eserinden biridir. Bu eser sanki, Artemisia’nın seksüel olarak rahatsız edildiğini gösterir gibidir ve sanki bir tepkidir. Rivayete göre banyo yaparken iki erkeğin tacizine uğrayan Susanna’yı taciz edenleri kendi hayatında baskı unsuru olan iki erkeği model alarak yapar; babası Orazia ve Tasssi’yi…

Artemisia tıpkı etkilendiği Caravaggio gibi Işık ve gölge karşıtlığı tekniğini kullanır ancak daha parlak renkler kullanarak bu tekniği geliştirir.

İlerleyen zamanlarda Artemisia’nın başvurduğu sanat akademileri tarafından reddedilmesinin üzerinde eğitimine yine babasının yanında devam eder.  Akademiler tarafından kabul edilmesinin nedeni ise basittir; bir kadın olması. Buna rağmen pes etmez Artemisia, çalışmalarına devam eder.  Artemisia Michelangelo Merisi da Caravaggio,’nun çalışmalarından etkilenmiştir ve bu kendi çalışmalarına da yansır.

Eğitimi için babası aynı zamanda kendi öğrencisi de olan Agastino Tassi’den yardım ister. Tassi Artemisia’ya perspektif öğretecektir. Lakin Tassi Artemisia’ya öğretmenlik yapmak yerine başka bir şey yapar; Artemisia’ya tecavüz eder. Artemisia 18 yaşındadır, gençtir. Artemisa kendini kurtarmak için savaşır, çabalar ancak yapabildiği sadece Tassi’nin kollarından kurtulduktan sonra tecavüzcüsünün göğsüne bir bıçakla ufak bir çizik atabilmektir, Tassi kendine zarar verilmesini engeller. Tecavüz edilmesi yetmiyormuş gibi Artemisia’yı  evlenme vaadiyle kandırır ve de cinsel isteklerini Artemisia’nın üstünde uygulamaya devam eder ve maalesef genç Artemisia’yı kullanır. Böylece olayın bir süre gizli kalmasını da sağlamış olur.

Baba Orazia Gentileschi bunu öğrendiğinde Tassi tecavüz suçundan tutuklanır ve bu süre boyunca Artemisia’nın yaşadıkları artık duyulmuş olur ve hatta kamu tarafından da meşhur bir tecavüz davası haline gelir. Tassi tutuklanır ancak hâkim taraflı davranır, kamu oyunda bu davanın bu kadar ses getirmesine rağmen hâkim bir türlü Artemisia’nın dürüstlüğüne inanamaz, onu yalancılıkla suçlar. Yedi ay kadar süren dava boyunca Artemisia masum olmasına rağmen sürekli aşağılanır hatta bekâret kontrolünden dahi geçirilir, çükü Tassi Artemisia’nın yalancı şahitler kullanarak kendini masum göstermeye çalışır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Artemisia’nın mağduriyeti, Tasssi’nin tecavüz suçu bir türlü ispatlanamaz. Artemisia bunun üzerine bu durumu kabullenemez ve doğruluğunu ispat etmek uğruna kendine işkence edilmesini teklif eder ve evet, bu kabul edilir. Artemisia’ya işkence edilmesine rağmen Tassi’nin  cezası çok azdır ve o da uygulanmaz, sonuçta Tassi serbest bırakılır. Mahkeme kayıtları günümüze kadar ulaşmıştır. Artemisia ağır bir travma yaşar, yaşadığı travmanın etkileri resimlerinde açıkça görülebilir, çizdiği kadın figürler hep güçlü ve sert kadınlardır, renklerine dahi yansır hissettikleri, yaşadıkları. Tassi serbesttir, tek iz Artemisia’nın göğsüne attığı ufak bir çiziktir.

Artemisia bu olay üzerinden bir ay sonra yakın bir aile dostlarıyla evlenir , damadın adı; Peter Antonio Stiattesi’dir . Artemisia eşiyle beraber Floransa’ya yerleşir. Bu bir yandan da babasının baskılarından kurtulmak için bir fırsattır.

Tassi’nin salıverilmesinden sonra  Cravaggio’nun da resmettiği Judith Beheading Holofornes’i yapar. Bu Tablo esinlenmiş olduğu Caravaggio’nun Judithleri kadar güzel değildir belki ama Artemisia başına gelenin intikamını bu resimle alır!

Judith ile Holofornes’un hikayesi de ilginçtir; hikayeye göre Holofernes Asurlu bir komutandır, savaşmaktan başka bir şey bilmeyen bir başkomutan. İsrail üstüne seferler düzenler ve neredeyse tüm İsrail’i ele geçirir ancak Judith’in olduğu bölgeye gelen kadar. Judith güzel bir duldur ve Holoforne ondan etkilenir. Judith kavmini kurtarmak için Holoforne’u iyice sarhoş olana kadar içki içirir ve onun sarhoşluğundan yararlanarak hizmetçisinin de yardımıyla Holofornes’un kafasını keser. Bu olaydan sonra da Asur ordusu İsrail topraklarını terk eder. İşte bu tabloda  Judith kendisine inanılmaz derecede benzerken,  Holofornes ise Agastino Tassi’nin ta kendisidir. Böylece sadece göğsünde bir bıçak iziyle bu olaydan kurtulan Tassi için bir utanç tablosu haline gelmiş olur, bu tablo ile tarihe bir çizik atmış olur. Her görene Tassi’nin suçlu olduğunu anlatan ve hatırlatan bir tablo çıkar ortaya.  Bu tablo bir çok ressam tarafından resmedilir ama belki de hiçbiri Gentileschi ismini taşıyan kadar insanın canını acıtmaz, hiç biri Artemisia’nın çizdiği kadar karanlık değildir.

Artemisia  kariyerine Floransa’da devam eder, burada  hem babasının hakimiyetinden hem de onun kendisi için olan planlarından sıyrılmıştır. Dük Cosimo Medici’nin iltimasını ve desteğini alır. Artemisia bu dönem bir çok çalışmaya imza atar. Şehrin soylu ailelerinden bir çok sipariş alır.

1613- 1614 yılında da Judith Beheading Holofernes’in devam niteliğinde olan Judith and her Maidservant’ı yapar. Yine bu eserde Judith’in elinde kılıcı vardır ve hizmetçisinin elinde de Tassi olarak resmedilen Holoforne’un kafası!

Artemisia burada yeni teknikler öğrenerek tarzını geliştirir, hatta okuma yazma öğrenir. Floransa’da yaşadığı süre sanat hayatı açısından oldukça verimli olur. Hatta burada Accademia Del Disegno’ya ilk kadın ressam üye olarak kabul edilir.

Artık meslek hayatında parlak başarılara imza atar, ancak evlilik hayatı pek o kadar başarılı değildir, eşi Artemisia kadar başarılı değildir ve Artemisia’nın eserlerinin pazarlamasını yapar. Kazandığı parayı ise lüks ve kumar düşkünlüğü yüzünden sorumsuzca harcar. En sonunda ise Peter Antonio kanunsuz bir işe karışarak ortadan kaybolur. Artemisia artık tek başınadır ve de kayıtlarda artık aile reisi olarak geçer. Durumunun belirsizliği yüzünden bir daha da evlenemez.

1620 yılında Floransa’dan ayrılan Artemisia zaman zaman babasıyla da çalışmalar yapar,  1630 yılına kadar Cenova, Roma ve Venedeki’te yaşamına ve sanatına devam eder. 1630 yılında Nepal’ e Londra’ya yerleşerek I. Charles’ın hizmetinde çalışır. Portre ressamı olarak babasından da ünlü olur. Ancak 1941 yılında hayatının sonuna kadar yaşayacağı Napoli’ye yerleşir.

Artemisia’nın aslında ölüm tarihi hakkında farklı bilgiler mevcut ancak 1652 yılında olduğu tahmin ediliyor, mezarının yeri de bilinmiyor. Hayatın boyunca kendisini ispat etmeye çalışan ressam bunun için erkeklerden çok daha fazla çalışmak zorunda kaldı ama sonunda başardı birçok erkek ressamdan çok daha başarılı oldu ve adını tarihe ilk feminist kadın ressam olarak yazdırdı. Yaşadığı travmanın etkisini resimlerine yansıttı.

Artemisia’nın bilinen 34 adet tablosu var, ancak bu tablolara feminist sanat tarihçilerinin çabasıyla ulaşılmış. Çünkü Artemisia Gentileschi belki de yine bir kadın olmasının yüzünden sanat tarihilerince hep görmezden gelmiş ve yıllarca çalışmaları babasına mal edilmiş. Kadın olmak zor zanaat.

Kaynaklar;

 

http://www.arthistoryarchive.com/arthistory/baroque/Artemisia-Gentileschi.html

http://www.webwinds.com/artemisia/bio.htm

http://encyclopedia.stateuniversity.com/pages/1882/Artemisia-Gentileschi.html

http://womenshistory.about.com/od/artemesia/Artemisia_Gentileschi.htm

http://www.metmuseum.org/toah/ho/09/eusts/ho_69.281.htm

http://www.ic.arizona.edu/ic/mcbride/ws200/gentil.htm

http://en.wikipedia.org/wiki/Judith_Beheading_Holofernes

http://www.answers.com/topic/artemisia-gentileschi

http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=250:caravaggioya-kar-gentileschi&catid=89:resim&Itemid=81

http://www.tabut.net/index.php?showtopic=32866

Read Full Post »