Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘korkma ben varım’


Ho ho ho ( yeni yıl geliyor ya , hoşuma gitti bu şekilde söylenmek) Yine bir yazıyı Murat Menteş’e dayandırmanın sevincini yaşıyorum sevgili okur. Gelin sizinle de paylaşayım. Korkma Ben Varım’da Şebnem Şibumi’yi tanıdıktan sonra neymiş bu şibumi dedim kendi kendime ve ben daha eğitim döneminde yer alan bir acemi blogger öğrendim ki Şibumi diye bir gerilim kitabı varmış da insanlar öve öve bitiremiyorlarmıış. Yadırgama beni sevgili gerilim sever okur, bir bin bilsende bir bilmediğin elbet olacak. Benim ise bilmediğim o kadar çok şey var ki onları yazsan kağıtlara o kağıtları da birbirine iliştirsen sonra da dünyanın çevresinde on yüz bin milyon tur atsan. Ama gerek yok kağıt israfına, ağaçlara kıymaya!

Kitaplıkta bir yoğun kitap varken, AFE kitap kulübünün kitaplarında buluşup kitap değişimi yapamadığımızdan dolayı sıradaki kitaplar ve yazarlar beklerken, ben nasıl bir susuzlukla bu kitabı aldım ve aldığım gibi okumaya başladım, anlatamam.

Gerilim romanlarının gerçekçiliği zaman zaman insana kaybolurmuş gibi gelir ya insana; bazen kahraman hep mükemmeldir, hiç kusuru yoktur. Hatta bazen saçma gelir insana, gerilim romanının akıcılığından dolayı kitabı elinden bırakamasan da elektirmekten de geri kalmazsın…

İşte Şibumi’nin kahramanı Nicholai Hel, daha da mükemmeldir! Bildiği diller, uyguladığı teknikler, Allah vergisi yetenekleri hepsinden daha üstündür. Ama almış olduğu kültür, yapısı, hamuru kusurlarını hiç göstermez. Ama o da zor duruma düşer, sokakta yaşar, evsiz kalır, aç kalır. Savaşta sevdiklerini kaybeder. Kaybettiklerini bulur ve bulduklarını öldürür! Sevdikleri öldürülür… Ama gerilim romanı sevdalısı olarak sen Nicholai Hel’i eleştiremezsin saygı duyarsın yazarıyla birlikte karaktere de…

Kitap biteli bir kaç gün olduğundan dolayı artık daha çok hangisine saygı duyulması gerektiğine karar veremiyorum, Trevanian‘a mı yoksa Nicholai Hel’e mi? Trevanian size gerilimi hızlı hızlı akan olayların haricinde de hissettirebilen bir yaz, dinginliğin dahi ne kadar tehlikeli olabileceğini öğretiyor. Bir gün eğer gerilim romanı yazabilirsem böyle okuduktan kısa bir süre sonra konusunu hatırladığım ama özünü hatırlamadığım gerilim romanları yazmaktansa tabii ki Şibumi gibi değerli bir şeyler yazabilmek isterim.

Nicholai Hel yarı Rus yarı Alman, mistik ama mistik olduğunun farkında bile olmayan biridir. Savaşın ortasında kalmasıyla başlar her şey, üvey babası olarak gördüğü Japon generalin kaybolması ona ölmüş olduğunu düşündürür ama bir gün onun yaşadığını ve savaş suçlusu olarak yargılanacağını öğrenmesiyle onu kurtarma kararı alır. Onu kurtarmak istemesi aslında farkında olmasa da tüm hayatını değiştirecektir. Gerisini anlatmayacağım bu Trevanian’a saygısızlık kendime de haksızlık olur.

Yakın arkadaşı Güve’nin deyimiyle anti-kahraman kahramanımız tam bir Amerika düşmanı, onların nasıl yozlaşmış bir kültüre sahip olduklarını çok net bir şekilde aktarmış.  Çok çarpıcı tespitler ve cümleler var.

Yersiz, yurtsuz, kimliksiz bir adamın kültür olmadan bir ırka sahip olamayacağını hatırlattı bana. Asimilasyon böyle bir şey işte, kültürün yoksa sen de yoksun. Kültürünü kaybederse sen de kaybolursun, bu kadar net. Kitapta da yok aslında böyle bir şey, tamamen kendi yorumum. Serbest çağrışımda kendimi aşmış olabilirim.

Bu kitapla birlikte ben Go oyununu öğrenmek istedim, Japon ve Bask kültürüne ilgi duymaya başladım hatta mümkün olursa daha da yakından tanımak istedim. Baskların yaşam biçimini, düşüncelerini de Kürtlere benzettim.

Anladım ki daha çok yolun başındayım ve bende bu öğrenme açlığı var oldukça daha gidecek çook uzun biri yolum var.

Peki Şibumi nedir? Size Şibumi’nin ne olduğunu anlatmayacağım maalesef, herkesin Şibumi’si nasıl olsa kendine.

Read Full Post »


Korkma ben varım

Bir insana bunu söyleyebilmek ne büyük bir güven, aynı zamanda  bunu duymak ne kadar büyük bir  mutluluk. İnsanın gerçekten  hayatında böyle korkmasını  engelleyecek ben varım  diyebilecek birinin olması ise ne  büyük bir talih, şans, kısmet nasip.

Murat Menteş’in aslında bu ikinci  romanı.

İlk romanı Dublorün Dilemması, henüz okuyamadım ama sabırsızlıkla okuanacaklar listesinde.

Murat Menteş’in Notos’la yapmış olduğu röportajı okumuştum, çok eğlenceli gelmişti, mesaj kaygısı olmayan ve edebiyat yapan bir gerilim yazarı. Evet, gerilim romanlarında bir sorun var heyecanı sürekli tutmak için edebiyattan ödün veriliyor ya da biz talihsiz türk okurları çok az ciddi gerilim romanı okuyabiliyoruz. Yabancı eserlerde yapılan öeviri hataları, zaman zaman özensizlik, çevirmeni mi yoksa yazarı mı suçlayacağımızı bilemediğimiz durumlarla karşılaşabiliyoruz bazen. Öte yandan sanki çok az gerilim yazılıyor.

Murat Menteş işte bence adını kazıyacak bir isim, izi geçmeyecek, geçici olmayacak.

İtiraf etmek gerekirse, Ersin Karabulut’un çizimleri de olmasaydı işin içinde belki bir süreliğine daha okumayı bekletebilirdim ama Ersin Karabulut adını görünce dayanamadım aldım, içimin çok sıkıldığı bir gün de kitabı okumaya başladım. Kitabı alır almaz ilk işim de çizimlere bakmak olmuştu.

Ne iyi etmişim bir bilseniz, daha kitabın ilk sayfalarından kendi yanağımı sıkasım geldi. Ne iyi bir şey yapmışım da almışım bu kitabı okumuşum.

Neymiş;  Türk edebiyatçıları da harika gerilimler yazabiliyormuş, hem de anlatım dilleri de çok güzel olabiliyormuş ve de okur sayfaları yalar yutarmış gibi okurken bir yandan da bitmesin istiyormuş. Normalde gerilim kitapları edebi değil ama vurucu cümleler doludur, altını deli gibi çizmeyi de pek istemezsiniz çünkü aslolan kurgudur ve o kurgu alıp sizi götürür kalemi elinize almanıza izin vermez. Ama Korkma Ben Varım’da kaleminizi en başından alın yanınıza, farklı kültürlere dair ilginç, komik atasözlerinin yanı sıra daha bir çok cümlenin altını çizeceksiniz. Belli mi olur, keşke ben yazsaydım bunu diye hayıflanabilirsiniz de…

Kitap sadece vurucu anlatımıyla değil kurgusuyla da çok güzel. Başarıyla kurulmuş olayların yanı sıra ilginç karakterler, ilginç karakterlerin ilginç isimleri ve ilginç kurumlar yer alıyor. Kocakarı büyülerinden, mafya içi hesaplaşmaları ve aynı kıza aşık olan iki erkek, doğa üstü güçler bile var,  daha ne olsun!

Bu kadar övgünün yanında hiç mi eleştiri yok diyeceksiniz. Elbette var olmaz olur mu, mesela kitapta daha çok  Ersin Karabulut çizgisi olabilirmiş!

Evde beni bekleyen bir sürü kitap varken şimdi ben Dublorün Dilemması’nı almayı ve okumayı planlıyorum. Onun heyecanıyla yanıp kavruluyorum hatta ve hatta yarın tatil olması sebebiyle kendimi en yakın kitapçıya atıp bu kitabı alacağım.

Meraklısına not: Bu kitabı okurken eğleneceksiniz de!

Read Full Post »