Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘iskender pala’


Kasım ayı sahiden kasım kasım kasıldığım bir ay, son bir kaç senemi düşününce hele en zor aylarımın gercekten Kasım aylarına denk geldiğine kanaat ettim. Sanırım senenin sonuna doğru hayatimi tekrar tekrar gözden geçirdiğimden ya da zamanın cildiriciligina sabredemedigimden…

Neyse ki Kasım ayında guzel seyler de oluyor. Tum zorluklarina rağmen hayatımı güzelleştirmeye çalıştım. İki senenin oncesini düşündükce hala hayattaysam bir anlamı olmalı dedim ve uzun süredir aklımdan gecen bir seyi yaptım: kapandım. Karar verme aşaması zor oldu aslında ama iyi ki de olmus. Simdi cok mutluyum. Allah daim etsin insallah.

Bunun haricinde bir de Kasım’da malumunuz TÜYAP kitap fuarı gerçekleşti. Ben size etkinlikleri oncesinden haber verebilen etkin bir blogger değilim maalesef. Genelde o etkinliklere katıldıktan sonra bazı bazı yazılar yazabiliyorum. İyice nadasa bıraktım. İnsallah dönüşüm muhteşem olacak 🙂

Kitap Fuar’ını onceden bildirip hatta yazarlar hakkında yazılarla da katkıda bulunmak isterdim ama yoğunlukların arasında su telefoncagizi sadece ve sadece çalar saat olarak kullandığım dönemler oldugundan yetişemedim. Kasım ayının en guzel tarafı ise kitap fuarına uzun zamandır severek okuduğum Tess Gerritsen’in katılacak olmasıydı. Hem de İskender Pala ile aynı günde! Hemen planlar yapıldı. Açıkcası ben hayatımda hic imza gunüne gitmemiştim ve gitmeyi de düşünmüyordum. Bir yazar hakkında hayal kırıklığına uğramak hoş olmayabilir. Ama Tess Gerritsen ve İskender Pala var isin icinde diyerek kolları sivadim.

Fuara vardığımızda ummadığım bir kalabalıkla karşılaştım. Evi fuara yakın biri olarak zaten metrobüs çalısmasının bitmeyen trafik çilesinin ustune fuar trafiğinin de eklendiğinin farkındaydim ama hic böylesine bir kalabalıkla karşılaşacağımı düşünmemiştim. Ortalık kitap okuru kayniyordu! İnsanların arasından sıyrılabildigimiz kadar hızlı bir sekilde Marti yayinevinin yolunu tuttuk ve son kitabı olan Bıçak Sırtı’ni alir almaz imza salonuna geçip coktan oluşmuş olan kuyruğun bir yerine kendimizi attık. Yerimizi alir almaz da kuyruğun ortasında buluverdik kendimizi. İnsanlar o kadar hızlı toplanıyorlardi!

Sonunda Tess Gerritsen geldi ve inanılmaz güleryüzlu, sempatik ve bizi gördüğüne şaşkındi. Kuyrukta o kadar saat beklediğimize değecek diye düşündüm onu gördüğümde. Biz daha onun fotograflarını çekemeden o bizim fotografımızı çekti. Bu kadar kalabalık olmamızı beklemiyormuş anlasilan:))

Sıra bize yaklaştıkça kendisinin aynı zamanda cok nazik olduğunu da ogrenmis olduk. Her okura ayrı ayrı teşekkür etti, hepsiyle fotograf çektirmek icin ayağa kalktı; zerre kibir yoktu. Ne yalan söyleyeyim sıra bize geldiginde heyecanlandigimi fark ettim:) Kitabımı imzalarken yazdıklarından dolayı kendisini cok takdir ettigimi soyledim. Ne de olsa gerilimi okuması kolay ama yazması zordur! O da bize teşekkür etti bu kadar uzun süre beklediğimiz icin. Hic boyle geçmesini beklemiyordum. Artık daha cok sevdiğim, kanlı canlı bir yazar var karşımda kendisini düşününce. Biraz dinlenir dinlenmez İskender Pala’yi aramaya koyulduk ama kalabalığın icinde hareket etmek pek bir zordu. Ayrıca kitap ilgisinden daha cok tüketim çılgınlığının fuara yansımasını gordum diyebilirim. İnsanlar telefonda kac kisiyi gördüklerini sayıyorlardı… Bunun senin su anda yaptığından pek bir farkı yok diyeceksiniz belki ama oyle degil iste fuarda gercekten bir sürü yazar vardi ve ben size gördüklerimin listesini çıkarmadım, sadece ilgimi çeken yazarlarla olan maceralarımdan bahsediyorum:)

İskender Pala’yi ziyaret ise cok meşakkatli oldu. İmza salonunu bulamayınca standına gidelim oradan ogreniriz dedik ama Kapı yayınlarının standına yaklaşmak ne mümkün! Oyle bir kalabalık var ki imza gunu orada yapılacak sandik. Önümüzdeki kizlar da bulamamışlar bizim gibi onlar sorarken öğrendik, kizlar peki İskender bey geldi mı diye sordular oradaki görevli, geldi hatta tam arkanızda dediğinde onlar daha donemeden ben dondum ve selamlastik ama benim söyleyeceğim cok şey vardi! Ama yaninda bir suru de insan vardi ve ben hic bir sey söyleyemedim! Hem bu kalabalıkta vaktini almak istemedim hem de oyle ayak üstü degildi konuşacaklarım:) Yapamadım iste. Üstelik hafta ici düşündüklerimin bir kısmını kendisine mail olarak göndermiş olsam da kendisinden beni edebi olarak egitmesini alalede bir sekilde
söylemek hic hoş olmayacaktı. Kısmet değilmiş dedim ve imza salonuna geçtik geçmemizle kendimizi kaybetmemiz bir oldu diyebilirim cunku bası sonu olmayan bir kuyrukla karşılaştık. İskender Pala’ya ve kendimize daha fazla eziyet etmemek adına o kuyruğa girmedik ama sonradan öğrendim ki zaten cok yorucu olmus o kadar kitabı imzalamak.

Eve döndüğümüzde Bıçak Sırtı’ ni elime aldığımda mutluluk duydum. Cok guzel bir hatıra oldu ayrıca başka sevdiğim yazarlarin da imza gunüne katılacağım bundan sonra. Hafta ici de Tess Gerritsen’in kendi blogunda bizden bahsetmiş olduğunu gordum hatta çektiği fotografın bir yerlerinde ben de varım, okudukça mutlu oldugum bir yazı yazmış.

20111126-105014.jpg

Bu aynı zamanda yayınlayacağım tek kapalı fotografım sanırım.

Aşağıda da Tess Gerritsen kitap imzalarken.

20111126-105044.jpg

Kitap fuarı gercekten gençlerle kaynıyor . Esim trafiği görünce Türkiye’de gercekten bu kadar kitap okuru var mı demişti. Evet, evet var:) Artık eskisi gibi degil.

Yalnız ilk defa bir fuardan elimde poşetlere donmedim. Cok az kitap aldim. Evde hala okuyamadığım kitapları hatırladıkta evdekileri bitirmeden yenilerini almanın uygun olmayacağını düşündüm. Size hepsinden bahsedemesem de okuyorum ya okudukça mutlu oluyorum ya o bana yeter:)

Read Full Post »


Bugün Tüyap Kitap Fuarı’na gittim. Çok yoğun(!) programımdan dolayı ancak bugün fırsat bulabildim. Fuarlar daha doğrusu kitap fuarları beni çok mutlu ediyor, kitapların olduğu ortamda bulunmak bile yetiyor. Yeter ki o ortamda bulunabileyim. Kendimden geçmişçesine o standdan bu standa gittim durdum. Çok da güzel kitaplar aldım, hepsini okumak için sabırsızlanıyorum.

Geçen seneki fuara arkadaşlarımla gidememiştim sebebini o zamanlar bilemediğim rahatsızlığımdan dolayı, ailemle yine son günü, n’olluuur beni fuara götürün diye yalvararak gitmiştim. O yüzden bu sene sağlıklı bir şekilde gitmek beni daha da mutlu etti, geçen senenin acısını çıkarırcasına dolaştım.

Fuar’dan notlar;

* Önceki senelerden çok daha geniş bir alan yayılmış fuar, bu yüzden kalabalık olmasına rağmen ben sereserpe gezdiğimi söyleyebilirim. Eskiden adım adım gezerdim ve çok zaman kayberdim. Bu sene kendim yönettim fuarda geçirdiğim zamanı ve verimli geçtiğini düşünüyorum.

*Sahaflar da stand açmış, daha önceden yoktu sanırım. Gayet hoş olmuş, eski kitap, dergi, kartpostal meraklıları için kaçırılmayacak bir fırsatmış. Geç oldu tabii , fuar bitti:). Gözüme Nazım Hikmet’in kitapları ve bir kaç eski baskı dergi ilişti, birinin kapağında tanımadığım güzel bir kadın “Oyunculuktaki ilk günlerim” demişti. Çok yorgun ve ellerim dolu olduğu için uzaktan izlemekle yetindim.

*Kitap haricinde bir çok stand kurulmuştu, tabi ayrı bir fuar salonunda. Bir stand bantla kapatılmıştı, feminist sosyalist bir grubundu, benim süper hafızam beni yanıltmadı;  adını hatırlayamıyorum.

* Cangençlik’in bloğunu yakından takip ediyorum, hem de zevkle. Standa gittim ama açıkçası diğerlerinden pek bir farkını göremedim, almak istediğim kitaplara bakıp, çıktım. Stand olarak çok şey planlamışlar ama hepsini uygulayamamışlar, kısmet işte, seneye bakacağız.

*Hilmi Yavuz’un söyleşisine denk geldik, ama sanırım iyi ayarlanmamıştı ses düzeni. Tüm sesleri algılayamadım, çabucak ayrıldık oradan.

*April Yayıncılık’ta Jodi Picoult’un kitaplarına baktım alacaktım aslında ama daha az okuduğum ya da hiç okumadığım yazarlara yönelmek istedim. Bu arada standda Cam Çocuk’un çevirmeniyle tanıştım; daha doğrusu o kendini tanıttı, benim ise utangaçlığım tuttu  “Aaa, ne güzel” diyebildim sadece. Pişmanım.

*Jean Cristophe Grange bir önceki gün fuardaydı, ancak benim başka bir programım olduğu için gidemedim, evde bir sürü kitabı vardı… kitap imzalatmak belki çok önemli bir şey değil ama son zamanlarda benim için önem kazanmaya başladı, manevi değeri oluyor. Gerçi tüm kitaplarımın manevi değeri vardır benim için( Eşyalara gereğinden fazla değer verme ve her birine manevi değer yükleme sendromu)

*Bedava Kuran-ı Kerim dağıtan güzel kızlar, yakışıklı çocuklar vardı, meraktan aldım, sonra biraz inceleyince mealden farklı olduğu izlenimini uyandırdı bende. Ahmed Hulusi kimdir, araştırmalıyım ama pek sağlıklı gelmedi; hatta yanlış değerlendirmeler içeriyorsa oldukça tehlikeli. Kitabı bir yere bıraktım. Bir ara İncil dağıtan insanlar vardı, anneme de dün bir kitap vermişler; Müslüman bir kızın nasıl Hristiyan olduğuna dair… İlginç!

Şimdilik aklımda kalanlar bunlar, gelelim aldığım  kitaplara… Bu arada evde kitaplıkta kitap koyacak yerim kalmadı, hepsi yan yatırılmış ve üst üste dizilmiş durumda, annem dalga geçiyor benimle çeyizini tamamlıyorsun diye, beni cevabım: ben üsüme düşen kısmını tamamlıyorum, diğerlerini siz alırsınız oluyor.

Kendime şiir kiabı aldım, ben şiirlere karşı biraz ön yargılıyım. Bilmem neden, böyle bir ön yargı oluşmuş. Ama Birkan Keskin çok başka, bunu biliyorum. Ben de şiir dünyasına bir giriş yaptım. Soğuk Kazı ile… her cümlesi mıhlıyor beni, keşke onun gibi cümleler kurabilsem…

Kirpiklerimin Gölgesi, Şebnem İşigüzel’in son kitabı. Vogue’da yüzleşmesini okumuştum, ondan önce de bir arkadaşım tavsiye etmişti, dayanamadım aldım.

Gece Güzelliği, Onur Caymaz’ın…Bir blogda hakkında bi yazı okudum, bunun üstüne kendisine çok merak ettiğimi, en kısa zamanda okuyacağımı söyledim.

GizliAjans, Alper Canıgüz; kendisiyle tanışmam Murat Menteş sayesinde oldu, merak içindeyim. Türk Edebiyatı atakta diyesim geliyor, güzel yazarlar, güzel kitaplarla tanıştıkça.

Şah&Sultan, İskender Pala. Almayı şu an için düşünmediğim bir kitaptı. Katre-i Matem’i yeni bitirmiştim üstelik. Dayanamadım, kendimi tutamadım.

Dövüş Kulübü, yazarını söylememe gerek var mı bilmiyorum, okumakta geç kaldığım bir kitap. Chuck Palahniuk okuyalım. en son yeraltı edebiyatı okuduğumda sarsılmıştım, bakalım bu sefer ne olacak.

Turkuaz Kitap güzel bir şey yapmış, standında 1TL, 2TL, 3 TL ye kitapları satışa çıkarmış. Oradan da daha önce hiç okumadığım yazarların kitapları aldım, yeni yazarlar keşfetmiş olacağım bu vesile ile.

Yakupyan Apartmanı, Ala El Asvani

Bulutlar Kuramı, Stephane Audeguy

Miguel Sokağı, V. S. Naipaul

Glennkill Bir Koyun Polisiyesi, Leonie Swann

Bu aralar bunların hepsin  tabii ki okuyamayacağım, evde bir sürü kitap birikmiş, bir yandan da AFE kitap kulübünün kitapları devam ediyor. Yani uzun bir süre buralarda olamayacağım, okumakla meşgulüm. Şaka bir yana, fuarın bu seneki bilançosu böyle. Benim caanım kitaplarım.

Read Full Post »