Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘hayat ağacı’


 

Önceki yazımda Hayat Ağacı’nın adını zikrettim, ne güzel bir diziydi diye. Ergen aklımla çok beğeniyordum, şimdi seyretsem eski günlerde aldığım tadı alabilir miyim bilmiyorum. Ama aklımda çok net kalan sahneler var ki hatırladıkça yüzüm güler, hiç bir karakteri hatırlamasam da bir bölümde dağ evinde mahsur kalındığını hatırlıyorum. O zamanlardan beri karı, soğuğu, kışı, dağ evini seven ben, o bölümden daha sonra çok sevmiştim. Hala da çok severim, hele o dağ evleri yok mu? Hala hayalimdir, tatlı bir hayal tabii…

Çocukluk hatıraları, nostalji, güzel günler… Bu üç sözük öbeği ne kadar güzel… Mesela eski evimizin arka bahçesinde yaptıklarım aklıma gelince, ister istemez mutlu oluyorum. Yaptığımız çamur topları, onları kullanma şeklimiz, kuç uçmaz, kervan geçmez bir arka bahçede evdeki eski dergileri, yaptığımız boncuklu takıları satmak için tezgah açmamız, gecenin bir vaktine kadar o bahçede oturmalarımız, bazen bugünlerin temelini oluşturduğuna inandığım o korkunç hikayeleri arkadaşlarıma ay ışığı eşliğinde anlatmam… Hepsi o kadar güzel ki.

Zor zamanlar hiç olmadı mı, çocukken olmuştur elbet ama ya kimse bana yansıtmamıştır ya da bazen diyorum ki bizim hatırladığımız şeyler her zaman her şeyin en güzeli, zihnimiz bunları seçmeye odaklanmış. Büyük bir toz bulutu ardından görüyoruz, çok net hatırlıyorum dediğimiz hatıralarımızı bile. Var mı başka açıklaması olan?

NTV Bilim’in Aralık sayısında (ister istemez insan Aralık ayını seviyor değil mi? Ah o yılbaşı süsleri, yeni bir yıla girmenin heyecanı!)  Michael Mosley’e ait bir makalenin çevirisi bulunmakta. Oldukça ilgimi çekti.

Kısaca özetlemek gerekirse iki grup olarak alınan 76- 88 yaşları arasında rastgele seçilmiş olan insanları 20 yıl öncesine götürecek koşulların olduğu bir evde misafir ederler. Tüm detaylar geçmişi yansıtır, bir grup sadece geçmişe ait konuları konuşabiliyorken, diğer grup ise istedikleri gibi davranabiliyor. Deney sonunda geçmişten bahseden, geçmişe ait konuları konuşmak zorunda olan grubun görünüşlerinde  değişimler gözlenmiş, 20 yıl öncesine dönmüş gibilermiş! Diğer grupta ise bu şekilde belirgin bir değişiklik yokmuş. Üstelik deneklerin böyle bir deney tabi tutulduklarından haberi yokmuş. Deneklerin arasındaki farkı gözleyenle başka bir grup insanın da.

Başka bir deneyde ise Londra Üniversite’nden sosyal psikolog Daniel Richordson yardımıyla başka bir deney yapmışlar. İki genç grup bir öğrenme testine tabi tutulmuş, karışık kelimelerin verildiği kartlarla anlamlı bir cümle kurmaları beklenmiş.  Gruplardan biri unutmak ,inatçı gibi yaşlıları, diğeri ise masum, hırslı ya da çekici gibi gençleri anımasatacak sözcükler üzerinden çalıştırılmışlar. Elbette deneklerin bu durumdan haberi yok. Deneyleri tamamlanan öğrencilerin bekleme odasına geçmeleri için uzun bir korirdordan geçmeleri gerekiyormuş ve bu koridorun girişine lazer kontrollü bir zamanlayıcı yerleştirilmiş, tabi bundan yine deneklerin haberi yok. Deney sonucunda yaşlıları anımsatan sözcükleri çalışan çocukların ağır ağır- yaşlı gibi- yürüdüğü, davrandığı gözlenmiş. Hatta deneklerden biri hemen oturduğu yerden kalkamamış! Gençleri hatırlatacak kelimeler üzerinde çalışanların ise deneyin ardından koridoru hızlı adımlarla geçtiği gözlenmiş.

Daha anlatılacak çok şey var aslında, ama dergiyi almanıza engel olacak değilim, merak edenleri şöyle bayilere doğru alalım.

Deneyler gösteriyor ki zihinin genç ya da yaşlı olsak dahi görünüşümüzde, davranışlarımızda etkisi var, tabii ki bu bize verilen nefesin sayısını değiştiremeyecek! Ancak yaşlanmak istemiyorsanız, yaşlandığınızı düşünüyorsanız, gençliğinize, çocukluğunuza dönün, o günleri hatırlayın. Değişimi gözlemleyin…Ne olursa olsun, en zor zamanları çocuklukta yaşamış olsa bile yine de en güzel günler insana geçmişteki çocukluktaki günleri gibi gelir.

Biliyorum bunları, biraz masal gibi anlattım; ama inan sevgili okur bunların hepsini sizin için yaptım, okurken kendinizi genç hissedin hatta çocukluğunuzdaki gibi hissedin diye! Çünkü ben Hayat Ağacı’yla onu yaptım. Çocukluğuma döndüm, küçük oturma odamızda tüplü televiyonumzda okuldan gelir gelmez annemle dertleştikten hemen sonra o diziyi kardeşimle beraber seyrettiğim günlere ve daha birçok hatıraya döndüm. Beni biraz daha gençleşmiş görürseniz bundandır.

Reklamlar

Read Full Post »


Hayal kırıklıklarıyla başlayan bir hafta oldu benim için, haber beklediğim bir yerden, haber gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleştim. Üzülmedim de diyemiyorum, ama üzüldüm de diyemiyorum. Hayırlısı demek, bu gibi durumlarda metanetimi korumama yardımcı oluyor.

Yoğun, sürekli koşturduğum ve genelde hiç bir  şeye yetişemediğimi hissettiğim bi hafta geçirdim. Öyle ki neredeyse hiç bir şey okuyamadım, keza yazmak da öyle; günlüğüme bu hafta bir sayfa dahi yazamadım.

Elimde olan kitapları en son saymıştım, Gece Güzelliği’ni bitireyim dedim ama elimde süründü kaldı. Pis mi pis bir huyum var, elimde uzun süre kalan bir kitap oldu mu sinir olurum kitaba da kendime. Halbuki kitabı elime aldığımda ben bunu bir günde bitiririm demiştim, bugün oldu hala okuyacağım. Bitireceğim elbet, kötü bir kitap da değil aslında ama beğenilerimiz çoğu zaman o an ki psikolojimize dayanıyor. Bende bu hafta yılgınlık vardı, okumaktan bile yılmışım gerisini siz düşünün.

Son zamanlarda kitapların içine gömüldüğümden bayağıdır ara vermiştim, Penguen ve Uykusuz haricinde genelde okuduğum dergileri köşeye ayırmışım. Ekim aynın Geo’su var mesela… Hepsini okumadım daha…

Ben de bugün attım kendimi dergilerin içine uzun süredir almadığım NTV Bilim’i, Ntv Tarih’i, Evrim Sümer’in Yüzleşmesini ve Demet Evgar‘ın pozlarını merak ettiğim için Vogue‘u ve Notos’u aldım çantama. Bu aralar farklı kafamı dağıtacak şeylere vermenin yararı olacağını umarak. (Maalesef hafta sonları çok kısa!)

Hepsine kısa kısa göz gezdirdim, içlerinde kaybolmak için sabırsızlanıyorum. NTV Bilim’de yien çok güzel makaleler buldum, hatta biri hakkında bir şeyler yazabileceğimi umut ediyorum. NTV Tarih,Vogue , Notos, çok farklı kulvarda dergiler ama hepsi çok hoş. Bu arada NV Bilim’in editör yazısında İnan Aran ismini farkettim, bu benim düşündüğüm İnan Aran mı emin değilim, ama eğer öylese benim için gerçekten sürpriz olmuş olur.

Bunların haricinde İZ dergisinde gözüm kaldı, yeni sayısı mıydı bilmiyorum ama yine, her zamanki gibi, güzel iş yapmışlar. Fotoğraflara bakarken içim gitti. Fotoğraf çekmesini de, bakmasını da çok özlemişim onu anladım. Fotoğraf aşkı hep içimde olacak, bunu anladım. Bir daha ki sefere kendimi bir yerlere attığımda İZ’i de alacağım. Her biri kolleksiyonluk sayı gibi…

Bir de yeni kitap siparişi verdim, haftaya onlar da gelir. Benim için yeni olan bir sürü yazarın kitaplarını aldım, onlar da gelince başlarım yine okumaya:) onların hakkında yazmaya. Ne de olsa, umduğum yerlerden haber gelmiyor, sevgilim bile yazar olabileceğime tam inanmıyor sanki, belki de bana öyle gelmiştir.

Bu arada kardeşim bugün dedi ki ; abla biz eski evimizdeyken bir dizi vardı onu seyrediyorduk ne güzeldi, cevabım hemen Hayat Ağacı oldu. Sonra aynı anda çok güzeldi dedik, di mi ya ne güzeldi o öyle, yoksa o zamanlarda onu seyretmek mi güzeldi? Ne dersiniz?

Read Full Post »