Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘gerilim’


Tess gerritsen’i ne kadar severek okuduğumu, yazdıklarını ve yazmak icin feda ettiklerini ne kadar takdir ettigimi de azıcık blogumu kurcalayacan bilir. Arkadaslarıma kitap önerirken bile tip kariyerini yarıda bırakmasından başlayıp konuyu oyle kitaplarına getiriyorum. Tamam, kabul; kitaplar konusunda bazen sıkıcı olabiliyorum ama ne yapabilirim kitaplardan bahsederken yüzüm gülüyor. 🙂 İnsan her zaman sevdiği seyleri yapmalı, ben de ucundan kıyısından da olsa sevdiğim seyi bu blogum amacıyla yapıyorum… Haa bir de fotograflarım var.

Neredeyse her romanını okumaya çalıştığım bir yazarın son romanlarından birini kitapçılarda görünce büyük bir iştahla saldırdım ve Ekim basında bitirme fırsatını buldum. Okumak ve onların hakkında yazmak benim icin cok büyük bir keyif olsa da hemen yazamıyorum ya da taslaklarda bekleyen diger yazılarımın üstünde çalışıyorum.

Tip kariyeri Tess Gerritsen’e cok şey kazandırmıştır eminim ama benim gibi detay mantıklarına okurken cok büyük keyif aldirdigini düşünüyorum. Bence o polisiye gerilim türünün en iyi yazarlarından. Belki saf edebiyat severler kendisini o kadar da sevmeyecekler ama bence icinde anlatım bozuklukları bulunan bir sürü kitap yazmış bir cok yazarın yazdıklariyla karşılaştırıldığında eger acımasız yorumları varsa o kadar da acımasız olamacaklar bence.

House MD seyretmeye başladığımdan beri de tıbbi konularla ilgili olan her seyi daha cok seviyorum. Zaman zaman bu kendi kendime teşhis koymama sebep olabilse de 🙂
Ancak bu kitapla birlikte arkeolojiye olan ilgim bir tık arttı.

Bu sefer ki katilimiz gecmisten gunumuze firlamis gibi: kurbanlarini mumyalayarak dedektifimizin karsisina cikariyor ama aslinda karsisina cikmak istedigi kisi başka. Amacına tam olarak ulaşamasa da sonunda istediğini yapiyor. Sonunda ise tum bu olayların yaşanmasında parmağı olan kisiyi dedektif Rizzoli tabii ki yakalıyor. Kitapta olan olaylardan bahsetmek istemiyorum ama bu kadarla cok bile bilgi verdim. Dua edin katilin usak olmadıgını söylemedim!

Bence gerilim zor bir tür. Ne kadar küçümsesek bile yazması hic de o kadar kolay degil. Ardında olan emegi göz ardı etmemek lazım. O yuzden bir gun ortaya bir kitap çıkarabildigimde bunun ne üzerine olacagini tahmin etmekte zorlansam bile gerilim yazmak isterdim. Hatta bir kac gerilim öykümü Gani Mujde’ye gönderdiğimde oldukça beğenmişti: cevap olarak yazdığı maili hala saklarım ve aklima geldikçe kendime gururlanmama sebep olur.

20111015-234639.jpg

Reklamlar

Read Full Post »


Dün hiç aklımda yokken gidip sevdiğimle Ejderha Dövmeli Kız’ı seyrettim, üstelik kitabı da bitirmemiştim daha. Öncelikle ben kitabı okudum filmine gitmem ya da filmi seyrettim kitabı okumam demeyin! Çünkü ikisinin yeri ve konumu gerçekten farklı.

Kitaplardan uyarlama filmler çoğu zaman hayal kırıklığına uğratır beni, kitapları daha güzeldi derim, kitapta şu bu o vardı diye my mıy ederim. Ama bu sefer hayal kırıklığı yaşamadığımı iftiharla söylerim.

Önce kitabı okursanız sonra filmi seyrederseniz tadından yenmeyebilir ama bir yandan da mızmız bir mizaca sahipseniz siz de kitapta bu böyle anlatılmıyordu, şöyle olacaktı diye mırıldanabilirsiniz ara sıra. Çünkü kitaptan uyarlama bu film, birebir kitabı takip etmiyor, kitaptaki kurgu gibi yolunu almıyor,  bazı detayları farklı birleştirmiş oluyor ama yine de izlemeye değer kılınabiliyor.

Bence bu film kitaplardan uyarlamalar için önemli bir örnek teşkil ediyor. Hem kitaptan farklı hem kitaba bağlı, kitabın yarattığından da farklı bir etki uyandırmış durumda. Seyrettim diye kitabı yarım bırakacak değilim, filmde verilmeyen bazı detayları, kafamdaki soru işaretlerini kitapta bulabileceğimi umut ediyorum. O yüzden şimdi kitabı okumaya devam.

Kitapla ilgili de yapılan onlarca yorum sonrasında ilk başlarda o kadar da etkili bir kitap değil diye düşünmüştüm ama sayfalar ilerledikçe Stieg Larsson’un bu övgüleri hak etttiğini düşünmeye başladım ama kendisinin bu övgülerin hiç birine şahit olamaması, başarısını göremeden ölmesi de üzücü geliyor bana.

Haşmet Babaoğlu’nun Lizbeth salander ile ilgili bir yorumu geldi aklıma filmdeki bir sahnede, insanları etkileyen bu karakter demişti yanılmıyorsam, Karakterin insanları etkilediğinden bahsetmişti. Lisbeth Salaner gerçekten güçlü bir karakter, yaşadığı onca şeye rağmen dik duruyor, insanları bence bu etkiliyor. Tabii karakterin bir manyak olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim. Filmi seyretmeden Lisbeth Salander’i bana benzeten sevgiim, filmden sonra bu düşüncesinden vazgeçti, benzeme zaten diye ekleyerek. Aykırı bir karakter, toplum içinde hoş görü görmez ama filmde yer aldığında insanların ilgisini ve hayranlığını uyandırabiliyor, bu da ilginç bir konu.

Serinin ikinci filmini, Ateşle Oynayan Kız’ı okumadan seyretmek istemiyorum. Kitap bittikten sonra daha detaylı bir yazıyla karşınızda olma gibi bir fikrim var.

Read Full Post »


Bazen bir kitap, bir film, bir şarkı amacından çok farklı şeyler yapıyor, belki de yazarın bile ummadığı bir bam teline dokunuyor. Yazar, yani gerçekten yazar kişisi sanmıyorum ki aha şunu yazayım da okuyucu şöyle düşünsün, şöyle hislensin diye yazmıyordur, zaten okuyucu da o kadar salak değildir kanımca, bunu ayırt edebiliyordur.

Çok basit belki de hor görülebilecek kitaplardan birinden bahsedeceğim bu sefer size, açlık oyunlarından. O New York Times best sellerı diye lanse edilen ama aslında zaten kendini bu şekilde çok sattıran kitaplardan biri belki de. Öyle bile olsa başarısının temelinden sadece bunun yattığını söyleyerek hem yazara hem kitaba hem de 3 kitaplık serinin başarısına haksızlık etmiş oluruz.

İtiraf edin, her ne kadar ben çok satanları okumam diye bıdı bıdı ediyorsanız da merak ediyorsunuz son zamanlarda çok satılan kitapların hangileri olduğunu. Kitapçıya gittiğinizde göz atmadan geçmiyorsunuz değil mi? Siz başka şeyler okusanız da insanlar neler okuyormuş diye bakınıyorsunuz? Hatta bazı zamanlar kitaplığınıza göz gezdirirken çok satanların da önemli bir yer tuttuğunu görüyorsunuz. Türk okurun gerçeği de bu belki de…

Ben itiraf ediyorum işte, ben o çok satanları elinden geldiğince hor görmeye çalışanlardanım. Çünkü o genel okuyucu kitlesi tarafından benimsenen kitaplar edebi açıdan belli bir seviyeye gelmiş okuyucu doyurmaz diyerek o edebi açıdan belli bir seviyeye gelmiş okuyucuyum ben ulan diye bas bas bağrınmış oluyorum. Ama sezarın hakkını sezara vermek lazım; önümüzde bir kaç örnek var ki çok okunan listesinde yer alması yetmiyormuş gibi gönlümde de önemli bir yere sahip. Bunlardan iki kitap bir yazar örneği vermek gerekirse, Bin muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı’nın yazarı Khaled Hosseini gözünüze kolaylıkla sokulur ki kendisinin bir sonraki hareketi merakla beklenir. Yazıya konu olan örnek ise Suzanne Collins’in yazmış olduğu Açlık Oyunları serisi…

Kitap hakkında ayrıntıları vermek istemesem de düşüün  farklı bir dünyadasınız. Br başkent Capitol ve diğer 12 Mınıkadaki hayatlar..Yaşananların kendisinin zor olması yetmiyormuş gibi kendilerine eğlence size eziyet olsun diye, gözünüzü korkutmak için, isyan etmeyin diye çocuklarınızın tabii tutulduğu Açlık Oyunları.

Düşünün ki daha çocuksunuz ve köyünüzden bir çocukla beraber toplam 24 çocuk açlıktan, susuzluktan, uykusuzluktan ya da hastalıktan ölmeden, ölmemek için yarışıyorlar, savaşıyorlar ve savaştıkları sadece bunlar da değil. Tek hedefleri hayatta kalmak ve kazanmak için yaşamak yetmiyor diğerlerini de öldürmek gerekiyor ki yarışma amacına ulaşsın, acımasızlığınız herkese kanıtlansın…Yönetimin acımasızlığı… Peki ya sizin biricik küçük kardeşinizi öldürmesi ve öldürülmesi için bu oyuna katarlarsa?

Hikaye işte böyle başlıyor, Katniss kardşi Prim’i bu oyundan kurtarmak için kendini ortaya atıyor, kendinin o oyundan sağ çıkabileceğine belki pek ihtimal vermese de yeter ki Prim yaşasın diyor. Kendime iiraf etmem gereken bir şey daha varsa o da benim bam telim aile içindeki ilişkiler, kız kardeşler, babalar, anneler, sevgililer. Belki de zaten olay sadece bundan ibarettir de ben daha henüz keşfedememişimdir. Peki bu kitap başarısını neye borçlu? Tabii ki bu ilişkilere, vıcıklaştırmadan vurucu bir şekilde anlatmasına.

İşte bu kitap benim içimde farklı bir yerlere dokundu, normal bir kitaptan öteye gitti. Belki seneler sonra anlatmımına iyice burun bükeceğim( bakmayın böyle dediğime) öğğk bu ne be diyeceğim, belli mi olur. Ama insanın açlık karşısında neler yapabileceğini, hayatta kalma iç güdülerinin nasıl da sadece ihtiyaç olduğu zamanlarda ortaya çıktığını unutmayacağım.  Katniss karakterinin zor zamanlarda içimden çıkan o güçlü deli kız olduğunu belki de bir ben bileceğim.

Kendime dip not: Açlıktan önce uykusuzluktan ölünüyor; git, yat, uyu.

Read Full Post »