Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘film’


Çok geç bir yazı oluyor bir film için, o yüzden söylemek lazım, bu bir tanıtım yazısı değildir! Bu aralar çok o tarz bloglara denk geldiğimden midir nedir, uyarayım istedim.

Nasıl garip bir gündü ki anlatamam, sevdiğimle buluşmuşuz. Hem de akşam üstü; yemeğimizi yemişiz, ama onun keyfi hiç mi hiç yok. Kötü bir gün geçirmiş belli, hiç bir istediği, kafasına uymamış, oturmamış. Gitmek istediği mekana gidememişiz, yemek istediğini yememişiz. Bazı şeyler de nasip meselesi tabii… Türlü şaklabanlıklar yapıyorum, onu güldürmek için, neler neler… tüm şımarıklığımı kullanıyorum; bir, dilimi üst dudağımla dişimin arasına koyup maymun taklidi yapmadığım kalmış. Düşünün ki çikolatanın mutlu edici etkisinden bile yararlanmaya çalışmışım, çikolata sevmediği halde mutlu olsun diye waffle bile yedik, yok işe yaramadı. Yüzü gülüyor ama her zamanki gibi canlı değil. En sonunda sinemaya gidelim, bugün bari istediğim bir şey olsun dedi. Salona girdiğimizde başlayacak ilk film Çakallarla Dans’tı ve biz de onu seyrettik.

Türk filmlerine karşı ön yargılıyım ben aslında, sinemaya gitmeye pek gerek yok gibi bir düşüncem var. Kızmayın ama çoğu Türk filmi hala çok kalitesiz, seyrettikten sonra insanda en ufak bir tortu bırakmıyor. Ben filmin günlerce aklımdan çıkmayanını severim!

Filmden çıkınca ilk düşündüğüm şey,  “film hakkında yazmalıyım  hem de sıcağı sıcağına!” oldu, ama yoğunluk, vakit, evlilik hazırlıkları falan derken sıcağı sıcağına olmadı. Ama aklımda bazı sahnelerin hala yer ettiğini görmek güzel. Karakterlerin ve onların oturtulması da çok hoşuma gitti, sıcak bir mahalle ortamı havası verilmiş. Kokainman ekmek fırını işletmecisi, patronundan aşırdığı paraları kaybeden muhasebeci, paralar kaybetmesini sağlayan işsiz, bahisçi ve karısını aldatan arkadaşı ve bunların da dini bütün ama yine de arkadaşlarıyla bahis üzerine futbol maçı yapmaktan çekinmeyen diğer arkadaşı, bu ekibin oluşturduğu tüm bahisleri kazanan bir futbol takımı düşünün ve işin içine derin bağlantılar girmesiyle ekibin başı polisle dertte olsun ve tüm bunlardan ekibin haberi de olmasın.

Bir beklentim olmadığımdan mı nedir, çok güldüm. Çok eğlendim!  Türk sinema izleyicisi olarak ister istemez küfürlü yerlerde kahkahaları koyversek de güzeldi. Hem de bir kaç nokta vardı ki, özellikle filmin sonunda, oldukça eleştireldi. Her telden insana dokunabilecek bir filmdi.

Salonda izleyici çok fazla olmamasından dolayı, arada bir “ne olacak, şimdi ne olacak” nidalarımı sevgilimle paylaştığımı da itiraf etmeliyim. Yani Çakallarla Dans amacına ulaşmış bir film bence, üstelik çıktığımda sevdiğimin yüzünde gerçek bir gülümseme gördüm. O da keyif almıştı!

 

Reklamlar

Read Full Post »


Dün hiç aklımda yokken gidip sevdiğimle Ejderha Dövmeli Kız’ı seyrettim, üstelik kitabı da bitirmemiştim daha. Öncelikle ben kitabı okudum filmine gitmem ya da filmi seyrettim kitabı okumam demeyin! Çünkü ikisinin yeri ve konumu gerçekten farklı.

Kitaplardan uyarlama filmler çoğu zaman hayal kırıklığına uğratır beni, kitapları daha güzeldi derim, kitapta şu bu o vardı diye my mıy ederim. Ama bu sefer hayal kırıklığı yaşamadığımı iftiharla söylerim.

Önce kitabı okursanız sonra filmi seyrederseniz tadından yenmeyebilir ama bir yandan da mızmız bir mizaca sahipseniz siz de kitapta bu böyle anlatılmıyordu, şöyle olacaktı diye mırıldanabilirsiniz ara sıra. Çünkü kitaptan uyarlama bu film, birebir kitabı takip etmiyor, kitaptaki kurgu gibi yolunu almıyor,  bazı detayları farklı birleştirmiş oluyor ama yine de izlemeye değer kılınabiliyor.

Bence bu film kitaplardan uyarlamalar için önemli bir örnek teşkil ediyor. Hem kitaptan farklı hem kitaba bağlı, kitabın yarattığından da farklı bir etki uyandırmış durumda. Seyrettim diye kitabı yarım bırakacak değilim, filmde verilmeyen bazı detayları, kafamdaki soru işaretlerini kitapta bulabileceğimi umut ediyorum. O yüzden şimdi kitabı okumaya devam.

Kitapla ilgili de yapılan onlarca yorum sonrasında ilk başlarda o kadar da etkili bir kitap değil diye düşünmüştüm ama sayfalar ilerledikçe Stieg Larsson’un bu övgüleri hak etttiğini düşünmeye başladım ama kendisinin bu övgülerin hiç birine şahit olamaması, başarısını göremeden ölmesi de üzücü geliyor bana.

Haşmet Babaoğlu’nun Lizbeth salander ile ilgili bir yorumu geldi aklıma filmdeki bir sahnede, insanları etkileyen bu karakter demişti yanılmıyorsam, Karakterin insanları etkilediğinden bahsetmişti. Lisbeth Salaner gerçekten güçlü bir karakter, yaşadığı onca şeye rağmen dik duruyor, insanları bence bu etkiliyor. Tabii karakterin bir manyak olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim. Filmi seyretmeden Lisbeth Salander’i bana benzeten sevgiim, filmden sonra bu düşüncesinden vazgeçti, benzeme zaten diye ekleyerek. Aykırı bir karakter, toplum içinde hoş görü görmez ama filmde yer aldığında insanların ilgisini ve hayranlığını uyandırabiliyor, bu da ilginç bir konu.

Serinin ikinci filmini, Ateşle Oynayan Kız’ı okumadan seyretmek istemiyorum. Kitap bittikten sonra daha detaylı bir yazıyla karşınızda olma gibi bir fikrim var.

Read Full Post »