Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘ateşle oynayan kız’


İnsanoğlu işte kıskanç olabilir, içten içe özenebilir. Ben de her zaman olmasa da zaman zaman kıskançlık yapabiliyorum. Bu kıskançlığı en son yakınlarda Ateşle Oynayan Kız’ı kapattığımda hissetim.

Belki de yeni mi keşfettin Stieg Larsson’un üçlemesini diyeceksiniz , elbette ki hayır yalnız ben biraz gıcığımdır, popüler olan kitapları hemen okuyamıyorum. Garip bir huy işte, biraz zaman geçmesi lazım. Herkesin okuması lazım ki sıra bana gelsin….

Neden mi kıskandım peki?  Külçe gibi üç kitabın ikisinde kurgu hatasına rastlamadım. Bugünlerde çevremde bolca, yazar , yazan , blogger tartışması olduğundan gerek ben de kafayı takmış durumdayım. Bir romanı, hikayeyi, hatta basitte olsa bir yazıyı alnın akıyla kurgu, anlatım hatası yapmadan bitirebilmek bence gerçekten yetenek istiyor. Çalışınca geliştirilemeyeceğini kesnlikle iddia etmiyorum tabii ama gerçekten hiç de kolay değil. Bunu yapmış insanlar kafamda huh diyerek alındaki teri silerken hayal edebiliyorum! Bir de şu var o kalınlıktaki kitapları okumak bile zaman zaman insanı yoruyor, düşünsenize yazma sürecini. Kafa dağınıklığı sonucunda yazının, romanın çıkmaz bir sokağa sapmasını ve o sokaktan geri geri dönerek çıkmanın anlatıcı için nasıl da tehlikeli bir yol olduğunu…

 Diğer bir neden de çok çeşitli konulara değinmiş, hackerlık, dolandırıcılık, tacizciler, tecavüzcüler, kadın tacirleri, şiddet…Burada bahsettiğim bir konu var ki kitabın sonuna doğru beni can evimden vurdu, ah dedim benim konum.

Ve de gerilim, şiddet… her ne kadar tecavüzün olduğu kısımları filminde de seyrettiğim için biraz fazla irite olmuş olsam da dozajı iyi ayarlanmış bir gerilim mevcut kitapta.

Böyle bir kitap yazabilmek çok derin bir gözlem yeteneği, sabır ve çalışmak gerektiriyor, aynı zamanda da deli gibi araştırma yapmayı, okumayı. Hem de öyle sadece internet üzerinden yapılan, ilk gördüğü kaynağa inanılan, o kaynak sanki bu araştırmanın en temel noktasıymış gibi sunulan bir araştırmada değil. Kısacası zor iş…Ama durmak yok , çalışmaya devam:)

Bir de araştırırken gördüm, muhtemelen siz biliyorsunuzdur ben geç öğrendim. Stieg Larsson kitaplarının başarısını göremedi, bunu kitabı bakmak niyetiyle olsa dahi biraz inceleyen herkes biliyordur. Ancak bilmediğim şey; İsveç mahkemeleri bu kitapların gelirini yazarın birlikte yaşadığı sevgilisine bırakılmasını uygun görmüş ve yazarın ailesi de bunu uygun görmüş. Hoş bir durum, bizim inancımıza uygun olmasa dahi orada bir yazarla hayatını paylaşmış olan bir kadının madur edilmemesi gözetilmiş. En azından benim gördüğüm kısmı bu.

Yalnız bir sorunum var, üçüncü kitap hala Türkçe ‘ye çevrilmedi.

Hani yılbaşı da yaklaşıyor yetişirse bana yılbaşı hediyesi olmuş olur, hıı ne dersiniz? Destek konusunda sadece bol çay, kahve, sıcak çikolata desteği yapabilirim. Ama olsun, çevirirsiniz di mi, elinizi çabuk tutarsınız.

Reklamlar

Read Full Post »


İnsanoğlu işte kıskanç olabilir, içten içe özenebilir. Ben de her zaman olmasa da zaman zaman kıskançlık yapabiliyorum. Bu kıskançlığı en son yakınlarda Ateşle Oynayan Kız’ı kapattığımda hissetim.

Belki de yeni mi keşfettin Stieg Larsson’un üçlemesini diyeceksiniz , elbette ki hayır yalnız ben biraz gıcığımdır, popüler olan kitapları hemen okuyamıyorum. Garip bir huy işte, biraz zaman geçmesi lazım. Herkesin okuması lazım ki sıra bana gelsin….

Neden mi kıskandım peki?  Külçe gibi üç kitabın ikisinde kurgu hatasına rastlamadım. Bugünlerde çevremde bolca, yazar , yazan , blogger tartışması olduğundan gerek ben de kafayı takmış durumdayım. Bir romanı, hikayeyi, hatta basitte olsa bir yazıyı alnın akıyla kurgu, anlatım hatası yapmadan bitirebilmek bence gerçekten yetenek istiyor. Çalışınca geliştirilemeyeceğini kesnlikle iddia etmiyorum tabii ama gerçekten hiç de kolay değil. Bunu yapmış insanlar kafamda huh diyerek alındaki teri silerken hayal edebiliyorum! Bir de şu var o kalınlıktaki kitapları okumak bile zaman zaman insanı yoruyor, düşünsenize yazma sürecini. Kafa dağınıklığı sonucunda yazının, romanın çıkmaz bir sokağa sapmasını ve o sokaktan geri geri dönerek çıkmanın anlatıcı için nasıl da tehlikeli bir yol olduğunu…

 Diğer bir neden de çok çeşitli konulara değinmiş, hackerlık, dolandırıcılık, tacizciler, tecavüzcüler, kadın tacirleri, şiddet…Burada bahsettiğim bir konu var ki kitabın sonuna doğru beni can evimden vurdu, ah dedim benim konum.

Ve de gerilim, şiddet… her ne kadar tecavüzün olduğu kısımları filminde de seyrettiğim için biraz fazla irite olmuş olsam da dozajı iyi ayarlanmış bir gerilim mevcut kitapta.

Böyle bir kitap yazabilmek çok derin bir gözlem yeteneği, sabır ve çalışmak gerektiriyor, aynı zamanda da deli gibi araştırma yapmayı, okumayı. Hem de öyle sadece internet üzerinden yapılan, ilk gördüğü kaynağa inanılan, o kaynak sanki bu araştırmanın en temel noktasıymış gibi sunulan bir araştırmada değil. Kısacası zor iş…Ama durmak yok , çalışmaya devam:)

Bir de araştırırken gördüm, muhtemelen siz biliyorsunuzdur ben geç öğrendim. Stieg Larsson kitaplarının başarısını göremedi, bunu kitabı bakmak niyetiyle olsa dahi biraz inceleyen herkes biliyordur. Ancak bilmediğim şey; İsveç mahkemeleri bu kitapların gelirini yazarın birlikte yaşadığı sevgilisine bırakılmasını uygun görmüş ve yazarın ailesi de bunu uygun görmüş. Hoş bir durum, bizim inancımıza uygun olmasa dahi orada bir yazarla hayatını paylaşmış olan bir kadının madur edilmemesi gözetilmiş. En azından benim gördüğüm kısmı bu.

Yalnız bir sorunum var, üçüncü kitap hala Türkçe ‘ye çevrilmedi.

Hani yılbaşı da yaklaşıyor yetişirse bana yılbaşı hediyesi olmuş olur, hıı ne dersiniz? Destek konusunda sadece bol çay, kahve, sıcak çikolata desteği yapabilirim. Ama olsun, çevirirsiniz di mi, elinizi çabuk tutarsınız.

Read Full Post »


Dün hiç aklımda yokken gidip sevdiğimle Ejderha Dövmeli Kız’ı seyrettim, üstelik kitabı da bitirmemiştim daha. Öncelikle ben kitabı okudum filmine gitmem ya da filmi seyrettim kitabı okumam demeyin! Çünkü ikisinin yeri ve konumu gerçekten farklı.

Kitaplardan uyarlama filmler çoğu zaman hayal kırıklığına uğratır beni, kitapları daha güzeldi derim, kitapta şu bu o vardı diye my mıy ederim. Ama bu sefer hayal kırıklığı yaşamadığımı iftiharla söylerim.

Önce kitabı okursanız sonra filmi seyrederseniz tadından yenmeyebilir ama bir yandan da mızmız bir mizaca sahipseniz siz de kitapta bu böyle anlatılmıyordu, şöyle olacaktı diye mırıldanabilirsiniz ara sıra. Çünkü kitaptan uyarlama bu film, birebir kitabı takip etmiyor, kitaptaki kurgu gibi yolunu almıyor,  bazı detayları farklı birleştirmiş oluyor ama yine de izlemeye değer kılınabiliyor.

Bence bu film kitaplardan uyarlamalar için önemli bir örnek teşkil ediyor. Hem kitaptan farklı hem kitaba bağlı, kitabın yarattığından da farklı bir etki uyandırmış durumda. Seyrettim diye kitabı yarım bırakacak değilim, filmde verilmeyen bazı detayları, kafamdaki soru işaretlerini kitapta bulabileceğimi umut ediyorum. O yüzden şimdi kitabı okumaya devam.

Kitapla ilgili de yapılan onlarca yorum sonrasında ilk başlarda o kadar da etkili bir kitap değil diye düşünmüştüm ama sayfalar ilerledikçe Stieg Larsson’un bu övgüleri hak etttiğini düşünmeye başladım ama kendisinin bu övgülerin hiç birine şahit olamaması, başarısını göremeden ölmesi de üzücü geliyor bana.

Haşmet Babaoğlu’nun Lizbeth salander ile ilgili bir yorumu geldi aklıma filmdeki bir sahnede, insanları etkileyen bu karakter demişti yanılmıyorsam, Karakterin insanları etkilediğinden bahsetmişti. Lisbeth Salaner gerçekten güçlü bir karakter, yaşadığı onca şeye rağmen dik duruyor, insanları bence bu etkiliyor. Tabii karakterin bir manyak olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim. Filmi seyretmeden Lisbeth Salander’i bana benzeten sevgiim, filmden sonra bu düşüncesinden vazgeçti, benzeme zaten diye ekleyerek. Aykırı bir karakter, toplum içinde hoş görü görmez ama filmde yer aldığında insanların ilgisini ve hayranlığını uyandırabiliyor, bu da ilginç bir konu.

Serinin ikinci filmini, Ateşle Oynayan Kız’ı okumadan seyretmek istemiyorum. Kitap bittikten sonra daha detaylı bir yazıyla karşınızda olma gibi bir fikrim var.

Read Full Post »