Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘araştırma’


Bir Oxford profesörü ki adı Kathryn Sutherland, Jane Austeen’in yazar olamayacağını söylemiş çünkü noktalama işaretlerini ve  imla kurallarını bilmediğini keşfetmiş. Jane Austeen’in el yazmalarını ve mektuplarını inceleyip bu sonucu çıkarmış ve işi editörüne biçmiş, editörü düzeltmese Jane Austeen bir hiçmiş( tamam, biliyorum biraz abarttım belki ama elimde değil!) Ama bu haksızlık! En azından bana öyle geldi. Sanki biraz yazarın dehasını hiçe sayar gibi…

 Kendi yazdığım mektupları, günlükleri düşünüyorum tam bir kabus, bile bile hata yapmalar mı dersin, yazının şehvetine kapılıp da aman nasıl olsa benden başka kimse okumayacak mı dersin, ya da nasıl olsa sonra temize çekerim diye sonuna kadar umursamamayı mı dersin; evet, ne ararsan var.  Allah’dan AFE kitap kulübünün A’sı bir kısmını yakmıştı, birilerinin eline geçerse halimiz nice olur diye korkarak.

Ne yani, şimdi aradan yıllar yıllar geçtiğinde, bir profesör benim yazdıklarımı incelediğimde hadi onu geçtim diyelim ki sonraki nesillerden biri benim çatlak bir teyzem varmış, defterlerini buldum bir okuyayım dese, benim hakkımda bunu mu düşünecek; yazar olamaz. Mersi!

Olurum ya da olmam, okunurum ya da okunmam, ortaya bir şeyler çıkarabilirim ya da çıkaramam konu ben değilim ki ortada bir Jane Austeen gerçeği varken insan acaba bu haber doğru mudur demeden edemiyor. Çünkü söz konusu yazar ben değilim, koskoca Jane Austeen, ortada bir İkna bir Aşk ve Gurur, bir Emma var… Yıllardır okunan, okundukça zihinlerde ister istemez iz bırakan biri, bir yazar,üstelik kadınların o dönemde yapamadığı bir şeyi gerçekleştiren, kadın olduğundan yazarlığının küçümsenmesine rağmen, vazgeçmeyen, pes etmeyen bir yazar…

Ya da bu profesör bizim dilimizden düşürmediğimiz ama ne işe yaradığını keşfedemediğimiz deneyleri yapan profesörlerden biri mi acaba? Belli mi olur! Profesörü küçümsemek haddime düşmez elbet, ama düşünüyorum da Jane Austeen hiç düşünüş müdür , o yazıları o mektupları yazarken, yazdıklarının bu şekilde incelenebileceğini…

Ey okuyucu, olur ki yazar olmaya heves edersen bu kulağına küpe olsun,  yazdığın ne olursa olsun bir yerlerde inceleniyor ve konuşuluyor sen göçüp gitmiş olsan bile. Benim kulağıma küpe oldu, artık günlüğümde bile her türlü işaretimi yerine koyacağım.

Reklamlar

Read Full Post »


1972 yılında İstanbul’da doğan Nermin Er, 1995 Mimar Sinan Üniversitesi Heykel bölümü mezunudur.

\

Nermin Er, malzeme olarak kağıtları kullanır ve aynı zamanda ışıktan da yararlanır, kurgulamış olduğu hikayelerini kağıtları keserek anlatır. Değişik boyutta ve kalınlıktaki kağıtları keser, eksiltir ve yapıştırır. Her bir hikâyeye bakarken içinde kaybolursunuz.

\

İşine, sanatına heykel ile başlayan Er, ilk başlarda malzeme olarak metali kullansa da sonrasında malzeme olarak kağıdı tercih eder ve kağıttan 3 boyutlu, ışıklı gölgeli heykeller yapmaya böyle başlar. Aslında kâğıt hayatının her döneminde vardır. Sadece artık onu daha yakınına almıştır, malzeme olarak kullanmaya başlamıştır.

Kendisinden bahsettirir çalışmalarıyla gazetelerde ama internete bakınca çok bir şey bulamazsınız, bulduklarınız dişinizin kavuğunu doldurmaz…İşte tam böyle düşündüğümde Bant dergisinin geçen sayısında kendisiyle yapılmış röportaja denk geldim. Gönül ister ki adından daha çok bahsettirsin, duymamış biri kalmasın….

 

 

\

İlk çalışmalarında ışığı gölgeleri çok kullanmaz aslında, daha çok kağıttan heykeller yapar her birinin ayrı ayrı hikayesi olan. Sonra ince kağıtlar kullanmaya başlar, anlattığı hikayeleri ışıkla birleştirmek ise sonradan gelir aklına. Masasında duran çalışmaya camdan ışık vurur, keskin güneş ışığı keskin gölgeler oluşturur. Keskin gölgeleri sevmez Er, sonrasında homojen gölgeler oluşturmak için ışık kaynaklarından yararlanmaya başlar, keskin gölgeler yerine homojen gölgeler elde eder ve gölgelerle tamamlar anlattığı öyküleri..

\

Nermin Er, aslında sadece kağıtları kurgulamaz, aynı zamanda animasyon karakterleri de çıkarır ortaya ki çoğumuzun sevdiği karakterler de onun hayal gücünün ürünüdür. Her ne kadar Turkcell Tavuğu’nu pek antipatik bulsam da, Okan Bayülgen’in seslendirmiş olduğu beyin, kemik ve bağırsak karakterleri de Nermin Er’in ve ekibinin eseridir. İlk olarak 2000 yılında Mentalklinik’ de “Oyun” adlı sergiye, yine aynı yıl Bordeux’da bir grup sergisine katılır.
1 Ekim 2004’de ise ilk kişisel sergisini, Galeri Nev’de açar. 2003 yılında ise eserleri, İsrail’de düzenlenen “Walking İstanbul, Notes from Quarantine” adlı sergide sergilendi.

\

Peki malzeme kağıt olunca, o çalışmanın ömrü ne olur, nasıl korursun onları bozulmasınlar diye? Nermin Er, maddeye bağımsız olmayı vurgularcasına aslında bunun pek umurunda olmadığını söylüyor. Öte yandan çalışmalarının bir kısmını olduğu gibi muhafaza edebilmeyi başarmış zaten. Yine de yaptıklarının fotoğrafını çekmeyi ya da sergilerken onları cam fanuslara koymayı ihmal etmiyor. Aşağıda hırsız var sergisinde sergilemiş olduğu pasta şeklinde kentin görünümü var, sanki şehre şehrin dışından bakan biri gibi, şehrin nimetlerinin ona kocaman bir pasta olarak görünmesi gibi…

\

Çalışmaları sanki şehirle ormanın buluştuğu yerde başlıyor, hem kenti hem doğayı anlatıyor hikayelerinde. Kentten ormana, ormandan kente safiyane ama dikkatli bakışlar gibi… Sinekler, böcekler hikayelerinde hep rol alıyor. Nedenine gelince; çocukken de usta bir gözlemci olan sanatçımız büyüteçle incelermiş böcekleri, onlar hakkında kendi gözlemlerini not alırmış.

\

Nermin Er, hala Anima adlı animasyon şirketinde çalışmakta ve hayatımıza yeni yeni animasyon karakterleri sokma peşinde. Animasyon karakterlerinin yanı sıra kâğıtlarla kurduğu dünyaya dair kurduğu hikâyelerin devamını da merakla beklemekteyiz.

 

Read Full Post »