Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘afe kitap kulübü’


Geçen sene tanıştım Amin Maalouf’la ve kitaplarıyla, bir hastane odasında. Doğu’nun Liimanları bana başka bir anlatım dili, masalsı bir dünya araladı. Tam da o zamanlar en çok ihtiyacım olan şeydi, masallara inanmak.

Sonra zaman geçti, ben AFE kitap kulübünün yazarlar listesine ekledim bu masalcı amcayı. İyi ki de yapmışım. Birbirinden güzel üç kitabı okuduk. Her biri beni ayrı etkiledi; dili, konuları, bugüne kadar okuduğum her şeyden farklıydı. Zaten farklı olması beni çekiyordu kendine. Masalcı diyorum ya; kafamda çarıklı Keloğlan, uçan halının üstünde lambasıyla gezinen Alaaddin geliyor. Iıı ııh, öyle değil etrafınızda uçuşan bir toz bulutu düşünün, sizi içine alıyor, yaşadığınız dünyadan bir anda soyutluyor. Sonra siz o toz bulutunun içinde güneşten uzaktasınız ama üşümüyorsunuz, o kum tanelerinin hepsini hepsini görüyorsunuz ama hiç biri ağzınıza gözünüze girmiyor. Öyle bir dünya ki gerçekten masal gibi…

Çok çaresizdim, ne yapacağımı bilmiyordum. Bir şeyler yazıyordum, beğenmiyordum. Okuyordum, okuduklarım bile beni tatmin etmiyordu. içimde bir şeyler beni kemiriyordu, sevgiye duyulan fazla ihtiyaçtan sevgisizliği, yalnız kalma iseğiyle beraber ilgiyi istiyordum. Anlatamıyorum o zamanları ama buradan bakınca kapana kısılmış fare gibiydim. Sonra Doğu’nun Limanları’nı aldım. Okuyamadım. Hastaydım, hastane odasına götürdüm. Okuyamadım. Hastaneden çıktım, iyiydim, yine okuyamadım. Önce Kafka’nın Dönüşüm’üyle başladım. Kafka; kapana kısılmışların anlatıcısı, kendinden çevresinden yabancılaşanların, bir anda herkesin ne kadar farklı olabileceğini, tüm sırtların nasıl birer birer göze görünür hale geldiğini anlatan yazar. Sonra işte bir uzun süre susuzluktan sonra içtiğiniz bir yudum su gibi geldi Doğu’nun Limanları. Daha sonra ise Afrika’lı Leo, Yüzüncü Ad ve Tanios Kayası’nın kapılarına dayandım. Kitap Kulübü başka yazarlara geçti ama AFE’nin aklında hep Amin Maalouf kaldı.

Beni sıkıştığım kapandan kurtardı, yeni bir dünya araladı. Ufkumu genişletti ve nasıl olduysa çalışma azmimi kamçıladı. Benim de yapabileceğime inandırdı. Eminim, okurlarının üstünde bu şekilde bir etkisi olabileceğini hiç düşünmemiştir.

İşte son bir kaç gündür  yine kapana sıkışmış gibi hissediyorum.  Amin Maalouf’u, onun gözümün önünde çizdiği dünyayı çok özledim. Yine kendime onun sayfalarını liman yapacağım ve Semerkant’ı okuyacağım. Hem belki de  Semerkant’ı anlatan bir yazı bile yazacağım.

Read Full Post »


Her yerde bir liste çılgınlığı var, to do list‘ler , planlar, programlar, analizler…

Ben bundan geri kalır mıyım, kalmam tabii… Benim de kendi çapımda yapılacak listeler var tabi, mesela ilk iş olarak dün akşam keşfettiğim o harika kalın fosforlu kurşun boyalardan alacağım:) Çeyiz hazırlıkları da var tabii. Açık yüreklilikle itiraf etmek gerekirse kendimi hiç bu şekilde hayal etmemiştim, uzaylı gibi bakıyorum bazı şeylere. Bazı konulara da kendimi kaptırabiliyorum… To do list’imin devamında da o kalemleri bitirmeden bir sürü bir sürü fotoğraflarını çekebilmek ve onları flickr  hesabımda ve bloğumda paylaşabilmek.

Önümde bir öykü yarışması var beni bekleyen ve bir dergiye gönderilecek başka bir tanesi… bilgisayarda tekrar yazılması gerekiyor ama içime çok sinmedi hayal ettiğim gibi gelişmedi; övünme anlamı çıkarmayın bundan ama Anton Çehov’vari oldu biraz! Tereddütüm bundan.

AFE kitap kulübünde aksaklıklardan dolayı da iki kitabı dört haftada bitirebilecekken iki haftada bitireceğiz. Halbuki ben araya bir gerilim romanı almayı planlıyordum!!!

Peki ben, kitapsever okur için  ne yapacağım; size 2010’da okuduğum ve 2011 okumayı planladığım yazarların ve kitapların listesini çıkartacağım ve yine bunu sadece sizin için yapacağım. Kendim için hani hatırlatma olsun diye yapıyorum sanmayın sakın;)

Read Full Post »


Geçen seneden bir karar aldım, okul misali kendimi eğitiyorum: okuyorum, yazıyorum. Bir sürü kitap, bir sürü yazar. Hepsinden öğreneceğim çok şey var, kötüsünden de iyisisinden de. Bazen bir defter buluyorum, yazdıklarıma bakıyorum, tepkim aa ne kadar kötüymüş oluyor, ama bazen de bir yazıma bakıyorum güzelmiş; kalemim bayağı gelişmiş diyorum. O yazıları bugünkü yazılarımla karşılaştırır, tutunacağım ufak bir güzellik görürsem mutlu olurum, ama oldu ki kötüyse moralim bozulur ilk anda. Daha sonra ise daha sıkı sarılmaya başlarım çalışmaya. Daha çok okurum, daha çok yazarım. Bu döngüde eksik olan bir şey varsa o da gerçek eleştiridir. Bu başka bir yazının konusu.

Ne diyordum, çalışmalarımı da boş bir hırsa dayandırmadım; kararlı, istikrarlı bir şekilde devam ediyorum, edeceğim de.

Kendime kendi çapımda hedefler koydum; haftada bir kitap ve bir yazı, günlük dahi olsa bir yazı yazmak…AFE kitap kulübü de var, blogda okumuş olabilirsiniz. Gerilim romanı meraklısı olan ben, başka türlü okuyacaklarımı toparlayamazdım:)  AFE kitap kulübü sayesinde bir sürü yeni yazarla tanıştım, üstelik her yazarın en az üç kitabını okumuş oluyorum.

 Yılsonu yaklaşıyor, yazdıklarım istediğim kapasiteye, hedeflerime ulaşamamış da olsa okuduklarımdan biraz biraz memnumum. Henüz okumadığım yazarlar listem var, oraya koyduğum tikler ya da okuduklarım hakkında yazdığım küçük notlar, yazılar beni mutlu ediyor. Ben de yılsonunun yaklaşması vesileyle kendime göre bir kontrol yaptım, bu sene içinde şubattan itibaren  ellibeş kitap okumuşum. Bence oldukça iyi bir rakam… Rakamın yanı sıra okuduğum yazarlara da bakıyorum, hiç de yenilir yutulur yazarlar değil.

Kasım ayını tek başına değerlendirirsem , sadece bu ay 9 kitap bitirmişim. (Evet, övünüyorum) Ama kötü olan bir şey var o da benim açgözlülüğüm. Aynı anda bir sürü kitabı okumak istiyorum. Şimdi de elimde Onur Caymaz’ın Gece Güzelliği, Stephan Zweig’in Satranç‘ı ve Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü var.  Hepsini okumak istiyorum, hepsini… İşte bu, bazen insanı yoruyor, dün bir arkadaım kitapları okurken sıyırma dedi, ee haksız da sayılmaz aslında:)

Kendime kocaman bir dünya yaptım kitaplardan ve daha çok yolum var, biliyorum o yüzden çalışmaya devam, ama açgözlülük kötü birşey. Bu bir gerçek.

Read Full Post »


Bahsettiğim kişi Stefan Zweig.

Uzun süredir yoğun okumalarım sayesinde artık bir gurme bilinciyle ilerliyorum her yeni günde menüyü yenilediğim kitapların arasında. Popüler kitaplardan ve yazarlardan uzak durmaya çalışarak, edebiyat diye dolanıyorum. Ve sonunda az biraz da olsa iyi koku alan bir burnum oldu ve de damak zevkim gelişti. Fast food eskisi gibi zevk vermiyor, artık şöyle güzel yemekler yemenin vaktidir.

Bu yemeklerden biri de Stefan Zweig’in AFE Kitap Kulübü dolayısıyla ilk okuduğum kitabı, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü’ydü. İtiraf etmek gerekirse, Stefan Zweig’in beni hayal kırıklığına uğratacağını düşünmüştüm. Ne kadar da yanılmışım! Bu bir fast food değildi, ağır ağır yenmesi, uzun uzun çiğnenmesi  gereken hatta zaman zaman tadını daha iyi alabilmek için elden geldiğince sürenin uzaltılması gereken bir yemekti…Öyle ki aşçıyı sofranıza davet etmek istiyordunuz.

Ben de işte öylesine ağır ağır okumaya çalıştım bu ilk kitabı. Ama olmadı bitti. Kısacıktı.

Elime kalem alıp altını çizeyim dedim. Neresini çizecektim, tüm kitabı mı?

Betimlemeleri not alsam dedim, bir paragraf, sonra bir sonraki paragraf ve daha sonraki…hepsini not alamazdım…

Ne oldu, tekrar okunacaklar listesine girdi kitap. Stefan Zweig ise vazgeçmeden sürekli okunacak yazarlar listesine. O bilmiyor, ama kendisi benim yol göstericim oldu. Bir şelalenin dere yatağına kavuşması gibi hızlı ve olağanüstü betimlemeler nasıl yazılacak öğretecek bana. Bekleyin… Diğerlerini de okuyacağım.

Read Full Post »


Yeni yazarımız Stefan Zweig…

Bazı  yazarları çok geç okuduğumu, geç keşfettiğimi farz edip hayıflanıyorum. Stefan Zweig de bunlardan biri işte. Hakkında çok iyi şeyler okudum ve duydum, bakalım AFE kitap kulübünde beğenilecek mi?

Bazı kitapların sevilmesi ya da sevilmemesi bence biraz da kitabın okudunduğu zaman içerisindeki psikoljiyle de alakalı. Bazen kiap çok güzel olsa da olmuyor, uymuyor, sevemiyorsunuz.  Benim ise AFE kiap kulübündde şöyle bir sıkıntım var, aynı yazarın üç kitabını üst üste okuduğumda ister istemez son kitapta, kitap çok güzel olsa dahi sıkılmış oluyorum. Bu yüzden her kitabın arasına başka bir kitap hatta mümkün oldukça günümüz yazarlarından bir eser okumaya çalışıyorum, bazen bu yüzden de geç kalıyorum.

Okuyacağımız kitaplar;

*Satranç

*Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü

*Clarissa

İlk buluşmamızda kitapları paylaşıp okumaya başlıyoruz, tabii ben o zamana kadar Katre-i Matem’i ve Dublorün Dilemması’nı bitirmeye çalışacağım.

Read Full Post »


Sonunda AFE kitap kulübünde Cengiz Aytmatov’u bitirdik, yani en azından ben bitirdim. Sonraki yazar Stefan Zweig ona henüz başlamadık, bazen böyle aksamalar oluyor.

Cengiz Aytmatov’u hem okuduğumuz yazarlarda çeşitlilik, farklı kültürler olması için hem de bir kuzenimin ısrarlı sevgisi için listeye eklemiştik.

Okuduğumuz kitaplar;

*Beyaz Gemi

*Toprak Ana

*Cengiz Han’a Küsen Bulut’tu.

Hangisini en çok beğendiğimi düşünüyorum cevap veremiyorum, hangisini beğenmedin diye sorsanız muhtemelen ona da  cevap veremeyeceğim. Bu elbette ki kötü demek değil.

O çok büyük bir dram yazarı, yaşadığı toprakları hiç bir satırında atlamayan büyük bir yazar ama dram, hep dram…

Toprak Ana mesela kahramanımız her şeyi bilen, tüm yaşananlara bizzat şahit olan Toprakla dertleşir. Bazen toprak ana ona cevap verir, bazen sadece dinler. Eşini ve üç oğlunu savaşta kaybeden cesur ve güçlü bir kadının yaşam mücadelesinin yanı sıra çevresindekilere de sahip çıkışı anlatılır.

Beyaz Gemi, bence daha üzücü bir hikaye, annesi ve babasından uzak dedesinin himayesinde büyüyen bir çocuğun hayatından bir bölümdür sadece, anlatılan efsanelere inanan, iyi kalpli, hayalperest bir çocuğun sonunda nasıl yıkıldığını, daha büyümeden hayallerinin nasıl da yok olduğunu anlatır.

Cengiz Han’a Küsen Bulut ise benim okuduğum son kitap.  Kitabın içinde geçen iki hikaye vardır ve hoş olan tarafı ise hikayenin içindeki hikayenin daha kalıcı olmasıdır. Bir tarafta eski bir aşk hikayesini kaleme alan bir yazar ve onun yönetimden çektiği işkenceler varken, diğer tarafta da iki aşığın aşkları yüzünden devrin hükümdarı tarafından katledilişi anlatılır;  itiraf etmeliyim ki Cengiz Aytmatov dram sahnelerini bile insanın canını çok yakmadan duru bir dille, bir sakinlikle anlatır.  Sanırım ben olsaydım, o sahneyi daha da dramatikleştirebilirdim.

Bu üç kitabın ortak notası ise; üçünde de tanrılaştırılan bir karakter, bir obje, bir karakter olmasıdır bunun yanı sıra üçü de Kırgız kültürünün efsaneleşmiş etkileyici hikayelerini yazarın etkileyici, su gibi akan kaleminden anlatır bize.

Sonuçta her üç kitabı da bitirdiğinizde damağınızda buruk bir tat kalır. Boşuna Ceniz Aytmatov’a Kırgızların Yaşar Kemal’i demediklerini anlarsınız.

Read Full Post »


Yıllardır kitap okurum, sürekli okuyorum. Hani kendimi bildim bileli derler ya aynen öyle işte. Hep çevremdeki insanlar tarafından kitap kurdu ilan edildim. Aslında o kadar da çok okumuyorum ama çevremdeki insanlar düzenli okuyucu olmayınca beni de bu şekilde adlandırdılar demek ki.

O kadar okuyorum ama son zamanlarda asıl okumam gerekenleri hep ıskalıyormuşum gibi hisssediyordum. Yeni çıkanlar, çok satanlar, klasikler, çok değerliler, ölmeden önceden okunması gerekenler… ölünce ne işime yarayacaklarsa…

Yeni çıkanları takip etmek başlı başına bir sorun gün geçmiyor ki yeni bir yazar türemesin, hani biz türkler kendimizi az okuyor diye eleştiriyoruz , ki bu çok doğru ama şöyle de bir durum var ki kendi edebiyatımızı bile doğru düzgün tanımıyoruz. Dünya edebiyatı desen o da aynı şekilde. Çok satanlar ise ayrı bir konu aslında hiç bir edebi değeri olmayan, hatta zaman zaman olay örgüsüyle bile insanı kaldıramayacak romanları uzun süre çok satan listelerinde görüyoruz,reklam çağının çocuklarıyız ne de olsa.

Klasiklerin çoğu okunmuş ama çoğunu hatırlamıyorum bile hatta bazılarını ancak ikinci kez okuduğumda ikinci kez okuduğumu fark ediyorum. Tabii ki bir tortu bırakmıştır, farkında olmadan bir birikim yapmışımdır sanıyorum, yani buna şiddetle ve kuvvetle inanmak istiyorum. Okudum ama hatırlamıyorum demek kendi adıma üzücü .

Modern edebiyata gelince onlardan da geri kalmak istemiyor insan. Sonuç olarak bazıları sırf meraktan da olsa okunacak bir sürü kitap var.

Çok şükür ki benim iki tane dostum da okumayı seviyorlar en az benim kadar çok hem de. Baktım ki onlarda aynı durumdan şikayetçiler; okunmayı hak eden asıl kitapları isabet ettirememekten…

Biraz da Jane Austeen kitap kulübünden esinlenerek biz de kendi kitap kulübümüzü kurduk.

Da da da daaa, işte AFE Kitap Kulübü böyle ortaya çıktı.

Seçtiğimiz yazarın seçiğimiz üç kitabını okuyoruz sonrasında ise yazar ve kitapları hakkında tartışıyoruz. Gerçi bu tartışmalar biz üç sabırsız tarafından pek gerçkeştirilemiyor çünkü o okuma sürecimiz boyunca dayanamayıp ağzımızdaki baklaları teker teker çıkartıyoruz. Bir kitap için iki haftalık bir süremiz var, iki hafta çünkü kendi okuma listemiz de var ee bi de işler güçler derken anca yetiyor.

Son zamanlarda biraz aksamış olsa da listemiz şöyle başlamıştı.

1. Franz Kafka

2. Jane Austeen

3. Virginia Wolf

4. Amin Maalouf

5. Peyami Safa

6. Anton Çehov

7. Cengiz Aytmatov

Şu sıralarda listemiz biraz yaz ve benim girmiş olduğum gizli bunalım dolayısıyla aksamış bulunsa da yakın zamanda hatta bu hafta sonu Cengiz Aytmatov’a başlıyoruz.

Listenin devamı şöyle;

8. Stefan Zweig

9. Adalet Ağaoğlu

10. George Orwell

11:Fakir Baykurt

devamı da var listenin, aslına bakarsanız neredeyse önümüzdeki iki yılın okuma planını yapmış bulunmaktayım.

Herkese tavsiye ederim hem çok eğlenceli hem de bu sayede zihin kitaplığıma bir sürü kitabı daha hızlı bir şekilde yerleştirmiş oluyorum.

Bu blogda da neler okuduğumu ara ara paylaşmış olacağım. Şimdi gidip biraz Tess Geritsen okuma zamanı!

Read Full Post »